Şahsiyet

10 senedir buralardayım, en özendiğim yazı bu olsun istiyorum. Böyle bir işe başka türlüsü yakışmayacak çünkü. Fi, Bozkır, Masum internette yayınlanıp bu işte öncü olmuş işler. Fakat Şahsiyet'i apayrı bir yere koyarım. Öyle gerçek, öyle çarpıcı, öyle acı ki... Dizinin gideceği yeri az çok kestiriyorsunuz, sonu kesinlikle sürpriz değil fakat gidiş yolu öylesine iyi ki hani bi çocuğun yürüyüşünden düşeceğini bilirsiniz badi badi gider yapma düşeceksin diye aklınızdan geçirirsiniz ama o çocuk siz ne kadar düşmesin diye üzerine titreseniz de gider düşer ve ağlamaya başlar sizin de içiniz ezilir ya, işte Şahsiyet'i izlerken tam olarak bu oldu bende. Düşeceğini bile bile, üzüle üzüle izledim diziyi. Nihayetinde dün gece bitti ve unutmak üzerine kurulu bu hikayeyi asla unutmamak için yazmayı istedim. Spoiler butonunu kullanmayacağım yazının devamında, eğer izlemediyseniz, izleyin tekrar görüşelim. Başlıyorum!

Günlerden Galatasaray #8

Bir minik değişiklik bile takıma nasıl kıpırdanma getiriyor görüyorsunuz. Mariano yerine Şener, Yuto yerine Emre, Radamel yerine Florin'i takımda görmek beni ziyadesiyle memnun etti. Özellikle geçen senenin yıldızı olsa da yorgun bir görüntü çizen Soso'nun yerine Emre'nin dinamizmi ilaç gibi geldi. Maçın genelinde üstün bir oyun sergiledi takım. Yalnızca son bölümde orta sahadaki değişikliklerden sonra işler biraz değişir gibi oldu ama neticede kazanmayı bildi takım. İçerideki maçlar mühim. Geçen sene kimse deplasman performansından memnun değildi ama içerideki maçları ala ala şampiyon oldu takım. Bu sene de öyle olur dilerim. Florin'in performansı göz doldurdu özellikle attığı ilk goldeki plase ve plaseden de öte topu kendisi gelip taşıyor olması beni çok mutlu etti. Çünkü bu sezon ofansa yönelik en büyük şikayetlerimizden birisi ileri top taşınmamasıydı malumunuz... Kendi topunu kendisi taşıyan ve taşıdığı topu da gole çeviren forvet candır. Gollerin ikisi Florin'den biri de Babel'den geldi ki Babel'in de bir süredir kritik anlarda gol atamaması sebebiyle eleştirilmesine ilaç olacaktır bu gol. Neticede maçı 3-2 kazanmayı başardık. Salı akşamı Real Madrid maçı var sonra da Beşiktaş maçı. Şu iki maçtan alacağımız 6 puan bizi bambaşka hayaller kurmaya iter ki inşallah başarırız. Aslan gibi savaş Galatasaray, hadi be!

Fırtınada Yanacaksın | John Verdon

Bir polisiyeden ne beklersiniz? Cinayetler, yüksek gerilim, aslında gözümüzün önünde olup bir türlü görmeyi beceremediğimiz bir katil... Verdon, kitaplarında tüm arzularınızı tatmin ediyor. Daha önce okuduğum 5 kitabında olduğu gibi Fırtınada Yanacaksın kitabında da heyecanla karışık o gerginliği yaşatmayı başarmış. Emekli olsa da gizemli cinayetlerden kurtulamayan dedektifimiz Gurney bu kez emniyet teşkilatında işlenen cinayetleri araştırıyor. Henüz kitabı okumamış olanlar için tadını kaçırmak istemiyorum. Zira ben açıp tek bir yorum bile okumadım sonunu görmemek için. Ne alırken ne de aldıktan sonra. Normalde okurken anlaşılır cinayeti işleyen kişi fakat bu kez değil. Kitapta öyle yönlendirmeler var ki hiç şüphe duyulmayacaklardan bile şüphe duyabiliyor ve sonunda düştüğünüz ters köşeye şaşırabiliyorsunuz. Bende de durum böyle işledi mesela. Yine de bir noktadan sonra lüzumsuz uzadığını düşürüp sıkıldığım yerler olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Kitap Koridor Yayıncılık tarafından basılmış, 528 sayfa ve 35 TL. Öncekileri okuduysanız bunu da affetmeyin derim.

Obsesyon!

Türk Dil Kurumu obsesyonu takıntı olarak tanımlıyor. İşi bilen ruh bilimciler ise obsesyonu; "kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülerdir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantık dışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar" şeklinde açıklıyor. Dün kendimle ilgili değerlendirme yaparken aslında hissettiğim şeyin tam olarak karşılığını obsesyon kelimesinde bulduğumu fark ettim. Haydi, kahvelerinizi alın, biraz Serap dedikodusu yapalım...

Günlerden Galatasaray #7

Takımda bir rahatsızlık var. Akıllar sürekli başka yerlerde gibi. PSG maçı dışında 10 maç oynadı resmi olarak bu takım sanıyorum. Kupa kaldırdığımız Akhisar maçı, kazandığımız Kayseri maçı dahil hiçbir maçta aklımız sahada değildi mesela. Bu maçta da keza öyle. Fiziksel olarak hazır değil desen diri olduklarını hafta içi gördük. Kalitesiz desen aynı şekilde. Kimse maval okumasın. Haa maç seçmeye rakip seçmeye başlıyorsak da oturup ayrıca konuşalım derim ben. Şu maçta galip gelememeyi falan geçtim, gol bile atamıyorsak tartışacağımız çok başka şeyler vardır bence. Kimin kafası neredeyse saha içine çevirecek. Artık Hoca mı yapar yoksa yönetim mi yapar kim ne yapıyorsa yapsın. Milli takım arasını hiç bu kadar dört gözle beklememiştim gerçekten. Son olarak, şu maçtan sonra penaltı verilmedi hakem kötüydü falan demesin hiç kimse. Neyin hakemi Allahın aşkına, takım top oynamıyor! Neyse. Kapatıyorum artık. Takım böyle devam etmeyecektir diye umuyorum. Tez zamanda yükseliş devrimizin gelmesi sebebiyle... Yürüyedurun!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...