O Muydu? | Stefan Zweig

Araya kıramayacağım kitaplar girince, biraz ara vermiştim Zweig kitaplarına (neredeyse 1 ay). Dün sabah başladığım kitabı öğle saatlerinde (bitmesin diye gözümün önünde tutmamış olmama rağmen) bitiverdi. Kitapta Limpley isimli bir karakterimiz var. Bu karakter epey coşkulu biri Kitabın kapağında da gördüğünüz gibi mutluluğunu görgüsüzce ortalığa saçıyor hatta. Komşusunun ağzından dinliyoruz Limpley'in hikayesini. İngiltere'nin kırsalında geçen huzurlu bir hikaye olarak başlıyor ki Zweig'in psikolojik durumunu (intihar etmesi, yaşadığı dönemde bir dünya savaşı ile burun buruna gelmesi vs.) düşününce muhtemelen gençliğinde falan yazdı, bu kadar optimist şen şakrak bir kitap yazmış olamaz demiştim. Her zamanki gibi erken karar vermişim. Evet, mutsuz hatta fecaat ile biten bir kitap olmuş. Fakat müthiş kurgusuyla ve yine yeniden nefis betimlemeleri ile o feci sona üzülemiyorsunuz bile. Sadece kitabın mükemmelliğinin tadı kalıyor damakta. Yattığı yer nur olsun, kitaplarının sonu gelince ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Bir de not; ben genelde Zweig kitaplarını İşbankası Yayınlarından alırım. Bu kitabı Can Yayınlarından almışım iyi ki de... Çünkü kapak tasarımı ve çevirisiyle çok başarılıydı. Sadece 56 sayfa olan bu kitap yine sadece 6 TL. O K U Y U N!

Aşk Köpekliktir | Ahmet Ümit

Ahmet Ümit 2004 yılında yazmış bu kitabı. Aşkın çeşitli hallerini anlattığı kısa kısa hikayeler var kitabın içinde. Kitaptaki hikayeler aşka dair olduğundan normalde epey duygulanmam lazım fakat olmadı. Yani öyle damar damar üstüne binmeli hikayeler yok. Kurgu olduğu aşikar olan ilk 8-9 hikayenin ardından kitaba adını veren Aşk Köpekliktir isimli uzun hikayeyi okuyoruz. Hikaye isimleri de "Aşk .....dır/dir" şeklinde düzenlenmiş hikayenin içeriğine göre. Ahmet Ümit polisiyeye yönelmiş ya, çok iyi etmiş. Satılsın diye yazılmış, piyasa işi diye tabir edeceğimiz bir kitap olmuş. Aşk hissedilebilecek en çarpıcı hislerden biri ama bu kitap çarpmıyor bir türlü. Peki aşk köpeklik midir? Son hikayede şunu söylemiş Ahmet Ümit "o derin düş kırıklığı. Sen onu deli gibi severken onun seni umursamaması... Ya da yasak savma kabilinden umursamıyormuş gibi görünmesi. Hani istemiyorum ama yan cebime koy durumu. Sen onun üzerine titrerken, onun bahanelerle senden uzak durması. Senin sevgi dolu ataklarına içtenlikle karşılık verecek yerde, sudan bahanelerle geçiştirmesi..." Arz ederim :) Kitabın bendeki baskısı Everest Yayınlarından, 344 sayfa ve 9,90 (cep boy). Polisiye iyidir ya, ona yönelelim...

Bıçkın ve Orta Halli | İbrahim Yıldırım

Bizim Büyük Çaresizliğimiz ile birlikte vermişti bu kitabı bana. Sıkılacağımı, sevmeyeceğimi bile bile vermiş. Sevmeyeceğimi bildiği halde bana neden 470 sayfa bu kitabı okuttu bilmiyorum. Umut işte... Kitapta Edip'in Müfit adında bir yorgancıyı öldürmekten ceza alması hususu işleniyor. Olayı Edip'in yakın arkadaşı olan Ömer'in ağzından dinliyoruz. Ömer bu cinayeti çözmeye kendini o kadar adamış ki, cinayetle ilgili notlarını akıl hastanesinde bir araya getiriyor. Hikayeyi birinci ağızdan dinlemek keyifli fakat araya ikinci, üçüncü anlatıcılar girince benim gözümde ve algımda olay dağılmaya başlıyor. Takip edilecek birden fazla hikaye, kendi içinde çeşitlenen birden fazla karakter olunca (ve bu karakterlerin de karakter bozukluğu işe girince) kitap bana en az bu yazı kadar dağınık geliyor. Kendi içinde bir "cinayet romanı" olarak tanımlanmış olsa da benim daha önce okuduğum cinayet romanlarında hissettiğim heyecan-gerginlik karışımı duygunun onda birini bile veremedi bana. 470 sayfayı okudum ama artık işkence çekerek... Kitabı okumam için bana veren arkadaşım 15 yıl önce okuduğunu ve sevdiğini söylemişti. Bugün okusa belki o da hoşlanmaz (fonda Mazhar Alanson Benim Hala Umudum Var şarkısını söylüyor) bu yüzden ben de hoşlanmamış olmakta bir beis görmüyorum. Siz de sevmezsiniz muhtemelen. Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan kitap 473 sayfa ve 20 TL.

Günlerden Galatasaray #12

Hafta içi verilen ceza kararlarının akabinde en çok aklımdan geçen şey şuydu; Galatasaray, sezon içinde bir kere "dürtülme" yaşarsa, rahatı bir şekilde bozulursa geri dönüşü fena olur. Bu "dürtülme" 2018-2019 sezonu için Fenerbahçe maçının cezaları olacak belli ki. Çok kıymetli bir üç puan aldık Kayseri deplasmanından. Ama elbette üç puandan kıymetlisi takımın cezalara, sakatlıklara, tökezletilmeye çalışmasına rağmen tüm takımın karakter koymasıydı. Hocamın tribünde olması takımı ateşlemiş görünüyor. Başta Fegu ve Belhanda olmak üzere Serdar, Ozan, kafası paketlenmesine rağmen Nando ve 2 golüyle Henry dün akşam aslında hem kendilerine hem de herkese şu mesajı verdiler: maç sahada kazanılır ve topu üç direğin arasına sokarsan kimse bunu değiştiremez. Henry 2 kez, Ömer ise 1 kez bunu başardı, sayıldı mı? Evet! Değiştirebildiler mi? Hayır! Bu arada, dün akşam maçın son 10 dakikasını da gözlerim dolu dolu izledim. Celil, İsmail, Ozan ve Yunus'un aynı anda sahada olmasıydı. Bu çocuklar bizim geleceğimiz olacak inşallah ve Hocam da bunu birilerinin gözüne sokar gibi siz kesin, koparın biz yeşeririz dercesine Celil, Yunus ve İsmail'i oyuna aldı. Çok kıymetliydi gerçekten. Hocamın cezasının bir an evvel bitmesini, bu performansın Şampiyonlar Ligine de taşınmasını ve deplasman fobisi goygoyunun tez zamanda tükenmesini diliyorum. YÜRÜYEDURUUUUUNN!

The Champioooooonns! #4

Maçın başında yenen gol, takımın savrukluğu, sakatlık falan fıstık diye okumuşsunuzdur zaten iki üç gündür. Tekrara düşmeyeyim. Ben sadece yıldığımı yazmak istedim. Aslında maç yazısı falan yazmayıp sallayacaktım ama bloga girince tutamadım kendimi. Üzgünüm sadece. Takımın durumuna, kaçan gollere, kazanılamayan puanlara falan değil... Takımın kötü olduğunu kabullenemeyişime, eksikleri beklemeyi sabredemeyişime ve en pür sevgimin sahibinin vasıfsız insanların elinde hiç oluşuna üzülüyorum. Lokomotif kötü diye muhtemelen UEFA'ya gideceğiz. Ekonomik olarak para akışı devam edecek bu mühim. Ama tüm kalbimle istediğim asıl şey bu takımın güven tazelemek için kazanmaya başlaması. Yürümeyin artık KOŞADURUN NOLUR!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...