Ekşın! Baş Belası

Konya'ya döndüğümden beri tiyatroya gidememiştim. Tek tiyatronun olması, oyunların haftalarca programda kalıp değişmemesi bunun en büyük sebebiydi. Hafta sonu Ankara'da olacaktım, Galatasaray Konyaspor maçına bilet de bulamayınca ne yapsak diye düşünürken Altındağ Tiyatrosunda gösterimde olan Baş Belası isimli oyunu gördük. 2. sıradan bilet bulunca da affetmedik elbette. Kemik kadro olarak (abim, eşi ve ben) Sam Bobrick tarafından yazılan oyuna gittik cumartesi günü. Tiyatronun canlılığının ortaya çıkardığı büyülü havanın içinde kaybolmaktan o kadar keyif alıyorum ki... Oyunda Ethan isimli kişilik bozukluğu yaşayan birini tedavi etmeye çalışan Wells ve Gates isimli karı koca iki terapistin muayenehanesinde geçen terapiyi anlatıyor. Ethan karakterini oynayan sevgili Koray Alper'in nefis köpürtmesiyle keyifli bi 1 saat 35 dakika geçirdik. Dilerim çok daha güzellerini de en kısa sürede, halen vaktimiz varken, görmediğimiz oyun kalmaz dilerim. Emeği geçen herkesi kutlarım. 

Günlerden Galatasaray #8

Milli maç arasından evvel bu maç için "o gün statta olacağım" demiştim. Bilet denk getirme işini 10 dakikayla kaçırmış olmanın derin kederi içinde iş için Ankara'ya gittim. 30 senelik hayatımda ilk kez Galatasaray benim yaşadığım şehre geliyor ve aynı saatlerde ben şehirden ayrılıyordum. Kısmet. En azından maçı statta izlemek istediğim kişilerle izledim. Bir ipad ekranından, digiplay hesabından, salonda yere yayılarak. Gomis'in golleri, Selçuk'un performansı, Garry'nin oyundan alınması hep hafızada yer edecek elbette ama biri bana Fegu'nun malum şutunun nasıl gol olmadığını açıklasın lütfen ya! Sevgili Serkan, sen iyi bir kalecisin ve milli takıma kadar yükseldin kardeşim. Ama şu şutu sırf emeğe saygı için yeseydin de gol olsaydı nolurdu ha NOLURDU! Şaka bir yana, seyircisiz maçta Selçuk'u oyuna alarak "yuhlamadan önce bir izleyin" diyerek hepimize numara 8'in geriye dönüş sinyalleri verdiğini anlatan Igor Tudor, Galatasaray'ı sana emanet edenlere şükürler olsun. Ne mutlu Galatasaray'a geldiğin güne! Yürüyedurun aslanlarım! 
PS: (Geleceğe not) Konyaspor 0-2 GALATASARAY (Gomis X 2)

Pembe ve Yusuf | Canan Tan

Boğazıma bi yumru geldi oturdu kitap bittikten sonra. Ülkemizde gerçekten 14-15 (bazen daha da küçük) kız çocukları sırf para sebebiyle evlendiriliyorlar. Kız kardeşleri abilerine, erkek kardeşlerine öldürtüyorlar. Bunlar uzakta değil şu an oturduğumuz şehrin birkaç yüz kilometre çapında yaşanıyor. Acı, çok acı. Bunlar da kitap haline getiriliyor ve biz de okuyoruz. Masal gibi. Rüya gibi. Hiç olmamış gibi. Dilerim eğitim daha da ilerler, daha da gelişir. İnsanlar daha da bilinçlenir biz de bu hikayeleri Alice'in Harikalar Diyarından gelmiş gibi okuruz bunları. Keder'in adı gibi kederli hayatı görmesek de bilmesek de yaşandığından şüphe duyulmayacak türden. Tüm kitap Keder'in hayatı üzerinden ilerliyor ki Pembe ve Yusuf onun çocukları. Yürek burkan bir hikaye. Bir solukta da bitiyor kısa bölümleri sayesinde. Doğan Kitap'tan yayınlanan eser 295 sayfa ve 18 TL. 

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği | Milan Kundera

Kitapta Beethoven'ın "Es muss sein" söz öbeğini sıkça okudum. Bu cümle dilimize olmazsa olmaz şeklinde dönüştürülmüş Can Yayınları tarafından. Dolayısıyla diyor ki eğer kendinizle ilgili "es muss sein" diyebileceğiniz şeylerden kurtulabiliyorsanız, varolmanın dayanılmaz hafifliğine kavuşabilirsiniz. Kitapta iki ana, birkaç tane de yan karakter var. Onların hayatlarının içindeki muss seinleri takip ediyoruz ve onlardan birer birer kurtuluşlarını... İki ana karakterden Tomas, kendi tabiriyle, ırmağa bırakılmış bir saz sepette gelen kadın Tereza'yı çok seviyor fakat tek eşlilikten uzak bir arkadaşımız. Tereza da bunun farkında, kabullenmiyor ama yapmasını da engelleyemiyor. Kitabın müstehcen olarak tabir edebileceğimiz kısımları da genelde Tomas'ın aldattığı sahnelerden oluşmakta. Filtresiz bir kitap olmuş. Kitapta yer yer politik sistemler eleştiriliyor. Dönemsel olarak yaşanan kıyımların karşısında bir tavır sergiliyor. Filmi de varmış, izlemedim. Bazı kitaplar ah filmi de çekilse de izlesek dedirtir, bu kitap bence onlardan değil. Kitabın bendeki baskısı Can Yayınlarından, 336 sayfa ve 25 TL.

Günlerden Galatasaray #7

Takım sürekli birbirine ikram etti gol pozisyonunu. Garry Gomis'e, Belhanda Gomis'e, Fegu Garry'e, aşçı bahçıvana, bahçıvan uşağa... Şaka bi yana, Allahtan maç döndü de bunları gülerek yazabiliyorum. Maç dönmese, gerçekten heba olan 2 puanı konuşuyor olacaktık şu an. Son iki haftadır direkten dönüyoruz, güzel dönüyoruz, bunlar şampiyonluk habercisi diyoruz fakat her maçta bu kadar şanslı olur muyuz? İnşallah oluruz. Ama bunlara gerek kalmasın dilerim. Dün akşam kazanmamızın tek sebebi kenetlenmemizdi. Futbolcular takım olmuş. Stat da dolu olduğundan bi nevi "mecburen" kazandık. Maçın gollerinin bir tanesi Fegu'dan iki tanesi ise Maicon'dan geldi. Maicon adaptasyon sürecinde benim kem gözlerime maruz kalsa da adaptasyonu atlatınca defansın mafyası oldu. Böyle devam etsin. Sıradaki maç Konya'da, bi saçmalık olmazsa stattayım inşallah. O maçı da ben aldırırım yani 😋YÜRÜYEDURUN ASLANLARIM, pozisyon kaçırmayın çok rica edicem.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...