Mürebbiye | Stefan Zweig

Üst üste iki Zweig kitabı okumak beni bozmadı, aksine keyif bile aldığımı söyleyebilirim. Mürebbiye kitabında 4 tane hikaye anlatıyor Zweig. Bu hikayeler; kitaba adını veren Mürebbiye, Yaz Novellası, Geç Ödenen Borç ile Kadın ve Yeryüzü. Zweig'in psikolojik tahlilleri kadar beğendiğim yeni bir özelliğini keşfettim bu kitabında. Tasviri de çok başarılı yapıyor. Bilhassa Kadın ve Yeryüzü isimli hikayede doğanın tasviri, doğaya ilişkin yapılan benzetmeler beni benden aldı. Mürebbiye ikinci beğendiğim hikayeydi, çocuklara öğretmenlik yapan bir kadının evden ayrılma sebeplerini ve çocukların bundan nasıl etkilendiğini anlatıyordu. Yaz Novellası biraz savruk ve sıradan geldi. Geç Ödenen Borç ise genç kızken arkadaş olan iki kadından birinin orta yaşlarının sonunda diğer arkadaşına yazdığı mektuptan oluşuyor. Kitabın bendeki baskısı İşbankası Yayınlarından, 96 sayfa ve 9 TL. Artık biliyorsunuz, okuyun!

Amok Koşucusu | Stefan Zweig

Çok kıymetli yazarımız Zweig Beyin bir kitabı ile daha karşınızdayım. Zweig'in psikolojik çözümlemelerinin ne kadar başarılı olduğunu defalarca kez yazmıştım. Bu kitapta da bir doktorun mesleği ile alakalı yaşadığı bir olayın kendi ağzından dinliyoruz. Kitaba adını da veren "Amok Koşucusu" tabiri de şuradan geliyormuş; insan hayatın hayhuyu içinde önüne gelen her şeyi yok etmeye çalışırmış ve en sonunda da kendisini yok edermiş. Şuursuz bi şekilde saplanıp kalma hali. Aslında düşününce hepimiz yaşadığımız hayatın içinde bir şeylere doğru amok koşuları yapmıyor muyuz? Gördün mü Stefancığımı, sana filozof gibi varoluşunu sorgulatır böyle. Kitabın içinde yer yer intihar ve ölüm düşüncesine değiniyor. Bilindiği üzere Zweig ve eşi de 2. Dünya Savaşında yaşadıklarına dayanamayıp intihar ediyorlar. Acaba kendi hayatıyla paralellik var mıdır diye düşünmeden edemiyorum. Al sana 2. büyük soru. Her Zweig kitabı gibi elbette tavsiyemdir. Kitabın bendeki baskısı İş Bankası Yayınlarından, 64 sayfa ve 7 TL. O KU YUN!

Günlerden Galatasaray #29

Geçen hafta giden 3 puana yandıkça yanıyorum. O maçı da alabilmiş olsak şimdi arayı iyiden iyiye açacağız. Kısmet. Dün akşam Başakşehir maçında Galatasaray çok sabırlı oynadı. Tam olması gerektiği gibi açtı kilidi. Allahı var rakip de iyi hazırlanıp gelmiş ama nefesleri yetmedi. İyi ki de yetmedi. Galatasaray iç sahadaki namağlup unvanını korumayı başardı. Maçın genelinde de oyun hakimiyetimiz mevcuttu. Başakşehir'in ciddi şekilde geldiği birkaç atak olsa da sonuca -Allahtan- gidememiş olmaları bizi yeniden liderliğe taşıdı. 2 haftadır çok başarılı olmayan Mariano'nun golle geri dönmesi ve aslında oyunun kilidini açmış olması gelecek adına olumluydu. Maçın uzatmalarında gelen Serdar golü ise Serdar'ın aslında müthiş oyununu golle de süslemiş olması adına mühimdi. Transfere para dökmeden kendi içimizden çıkaracağımız Serdar gibi, Donk gibi, Selçuk gibi oyuncular sayesinde kurtulacağız inşallah ekonomik sıkıntılardan. Neticede maçı 2-0 kazandık ve son viraja lider olarak girmeyi başardık. İnşallah lig sonunda da şampiyonluğu kucaklayacağız. Allah utandırmasın. YÜRÜYEDURUN!

ps: müthiş pankartlar için müthiş taraftara tüm kalbimle teşekkür ederim.

Günlerden Galatasaray #28

Fikstüre bakıp puan kaybetmeyeceği bir maç seç deseler bu maçı gösterirdim. Kısmetten öte köy yok. Kaybedilmiş bir şey de. Galatasaray tüm maçlarını kazanıp bütün maçlarını katleden cüneyt çakır isimli onun bunun çocuğuna da bütün maçları abidik gübidik günlere koyan tffye de göstererek şampiyon olacak. İnanmayan gidip tenis izlesin. Yürüyedurun!

Elia ile Yolculuk | Zülfü Livaneli

O kadar keyif aldım ki bu kitabı okurken, bunun bir tarifi yoktu. Roman desen değil, öykü desen değil, hatıra türünde tarihe düştüğü notlarla Elia Kazan ile olan dostluğunu anlatmış Livaneli. Benim okuduğum ilk anı türündeki kitabı. Hep kurmaca karakterlerini okudum ama Elia, doğduğu şehir ve ülkenin şartlarını yansıtırcasına öyle şahsına münhasır bir karakter ki kurmaca, roman, öykü karakteri olarak satılsa asla yadırganmazdı. Elia'nın Livaneli'nin hayatından geçerken dokunduğu yerler kadar Livaneli'nin kendi hayatından sergilediği pasajlar da dikkat çekici. Bilhassa üniversite döneminde bir süre hapishanede geçirdiği günleri okurken etkilenmemek elde değil. Ülkede 50 yıldır, 100 yıldır her şeyin kötü bir şaka gibi kendini tekrar ettiğini görmek gerçekten tarihin tekerrürüne tanıklık etmek tuhaf bir his. Bir de değinmem gerekiyor kitap başlarda akmıyor gibiydi. Sonra bir açıldı ki Elia'nın hikayesini ve Livaneli ile yaptıkları yolculuğu sabırsızlıkla okudum bir çırpıda. Damakta bıraktığı o kırık dökük tat için bile okunur. Son olarak Kutlukhan Perker, boyalarına sağlık canım onlar negzel illüstrasyonlar... Kara Karga Yayınlarından çıkan kitap 120 sayfacık ve 18 TL. Okuyun.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...