Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ölünceye Kadar Seninim | Selim İleri

Geçenlerde Everest Yayınevi, bir kitap satış sitesi ile anlaşıp indirime gitmişti. Benim de kitap ihtiyacım vardı seçmece yaptım alıp geçtim. İşte Ölünceye Kadar Seninim o alışverişten yanıma kar kalan kitaplardan birisi. Kitap Selim İleri'nin Tozlu Aşk Romanları serisinin ilk kitabı. Üç kitaptan oluşuyor seri. Sonraki kitapları da edindim elbette. Sırayla gideceğim bakalım nasıl çıkacak. Selim İleri'nin okuduğum ilk kitabı oldu Ölünceye Kadar Seninim. Süha Rikkat isimli bir karakterimiz var kitapta. Kendisi romans türünde yıllardan beridir kitap yazan bir yazar. Yıllar önce Ferit isimli bir beye aşık oluyor, hatta nişanlanıyorlar. Fakat Ferit başka birine aşık olup kendisini terk ediyor. Süha Rikkat annesini ve babasını kaybediyor. Tam kapağındaki gibi Yeşilçam tadında bir roman. Selim İleri gibi denemeleri ve daha ciddili bir külliyatı olan bir yazarın böyle bir türde kitap yazabilitesinin de bulunması ise asıl kıymetli olan. Gelelim madalyonun öbür yüzüne... Yer yer okumakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim bu arada. Sanıyorum kitapla ilgili yapabileceğim tek eleştiri de budur. Kitabın bendeki baskısı gördüğünüz üzere Everest Yayınları'ndan, 280 sayfalık kitabın indirimsiz liste fiyatı ise 190 TL.

Aşkın Metafiziği | Arthur Schopenhauer

Biraz üst üste polisiye okuyunca artık yönümü felsefeye dönmek istedim. Biraz ağırlaşmak ve durulmak başlıca amacımdı. Tabii havaların güzelleşmesi ve özel hayatımın da bana verdiği yetkiye dayanarak felsefeyi de aşkla kırmak keyifli olur düşüncesiyle de elim Schopenhauer'e gitti. Ben böyle romantik düşünceler içerisindeyken Arthur bambaşka bir şeyden bahsetti. 
Schopenhauer'e göre aşk; türün devamlılığı için insanların yaşadığı bir illüzyondan fazlası değilmiş, bunu öğretti kitap bana. Okurken yer yer yok artık be kardeşim dediğim yerler olsa da inandığı şeyi savunma şekli her kitabında olduğu gibi çarpıcıydı. Kitapta aşk için intihar edenleri eleştiriyor yazar. Aslında çıkış noktası biraz da bu. Özetle diyor ki "aşk uğruna ölünecek değil tam aksine üreyip çoğalacak bir şeydir." Bu açıdan bakınca, evet, kendi içinde makul bir argüman gibi görünüyor. Aşık olduğumuz bireyi seçerken güdümüzü sağlıklı nesillere ulaşmak olarak yorumluyor buradan yola çıkınca da. Erkeğin güçlü ve korumacı olmasını önerirken kadın için de benzer fiziksel özelliklerin seçimi ve dolayısıyla da aşık olmayı kolaylaştırdığını yazıyor. Schopenhauer'in argümanlarından sonra da en sonda bir makale var kendisini eleştiren. Ufuk açıcı, düşündüren bir kitap oldu benim açımdan. Arada böyle değişikliklere de ihtiyaç var şüphesiz. Kitabın bendeki baskısı Sel Yayıncılıktan, 120 sayfa ve indirimsiz fiyatı 140 TL.

Cinayet İlanı | Agatha Christie

Öncelikle 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramınızı kutluyorum. Bu ülkenin yerin dibine girmemesi için çalışacağız, daha çok çalışacağız, hakkımızı kimseye yedirmeyeceğiz, unutmayın. Bir önceki kitap çok iyi akınca devam edeyim dedim. Elimde de üç kitap kalmıştı zaten. Tez zamanda kitap alışverişi yapmam lazım. Kredi mi çeksem ne yapsam?! Yeni bir Marple hikayesi Cinayet İlanı. Gazeteye günü gününe saati saatine bir cinayet işleneceğine dair bir ilan veriliyor. Konu komşudan da bu ilanı duyan geliyor. Kalabalık bir ekibin içinde, elektrik kesiliyor ve gerçekten bir cinayet işleniyor. Kimdi neydi nasıldı diye düşünürken okuya okuya iki yüz sayfayı nasıl bitirdiğinin farkına varmıyor insan. Gel gelelim kitabın karakter listesi biraz kalabalık. Kim kimdi diye düşünürken Yüzyıllık Yalnızlık okur gibi hissettim kendimi yer yer. Bir aile ağacı olmasa da, kitabın başında bir karakter listesi mevcut. İtiraf etmek gerekirse ben katilin kim olduğunu bulamadım. Bahanem ise bir önceki cümlede gizli: Çok fazla karakter vardı, kimin kim olduğunu öğrenemeden kitap bitti. Polisiye severim, çözdüğüm polisiye daha çok severim, çözemediğim polisiye sevmem ama saygı duyarım. Kitap saygımı kazandı. Kitabın bendeki baskısı Altın Kitaplar'dan, 240 sayfa ve indirimsiz fiyatı 275 TL.

Ölüm Adası | Agatha Christie

Hava karanlık, kapalı, kasvetli falan olunca ister istemez elim polisiyeye gidiyor. Agatha Christie ise bu konudaki güvenli alanım gibi. Sıkmayan, çabuk akan, kimi zaman kısa hikayelerle kimi zaman nefis olay örgüsüyle akıcılığı hiç tereddüt bırakmadan devam eden bir yazar. Elimde kalan son birkaç kitaptan birisiydi Ölüm Adası. Cuma sabahı çantama attım, cuma akşam serviste bitti. Karayipler'e gidiyoruz. Kitap bir Bayan Marple hikayesi, külliyata vakıf olanlar için söylüyorum. Vakıf olmayanlar için Marple bir İngiliz, yaşını başını almış bir teyzemiz. Görmüş geçirmiş. Çevresinde o kadar çok şey olmuş, öyle şeyler yaşamış ki bir cinayeti gördüğü zaman affetmiyor. Karayipler'de yeğeninin sponsorluğunda çıktığı tatilde kaldığı otelde emekli bir binbaşı ölüyor. Yüksek tansiyon ve aşırı alkol tüketimi neticesinde öldüğü düşünülse de işin rengi biraz farklı. Marple olayı eşeleye eşeleye bir şekilde çözüyor. Katil kim türündeki kitaplarda her ipucu kitaptaki farklı bir karakteri işaret eder ve çözdüm dediğiniz ana kadar heyecan seviyesi yüksektir. Bu kitap özelinde ben katili bulmakta sonlara kadar epey zorlandığımı itiraf etmeliyim. Katilin motivasyonu ise kitapta sıklıkla gözümüze sokulmuş aslında diyerek fitili de ateşleyeyim haydi! Filmi yapılacak kadar görseli sağlam bir kitap daha okumuş olmak benim için keyifliydi. Kitabın bendeki baskısı Altın Kitaplar'dan, 224 sayfa ve indirimsiz fiyatı 255 TL an itibariyle.

Deniz Kurdu | Jack London

Bu bir büyüme hikayesidir! El bebek gül bebek büyütülen, asilzade Hump'ın çıktığı deniz yolculuğu neticesinde bir adama, Bay Van Weyden'e dönüşmesinin hikayesi! Kitap o kadar çok yönlü ki neresinden ele alacağınızı şaşırıyorsunuz. Humphrey ile başlayayım. Bir gemi kazasından sağ kurtuluyor. Sonra fok avcılığı yapan bir gemide kaptan Larsen tarafından tutsak ediliyor. Larsen wolf, Larsen korsan gibi mafya gibi bi herif ama Larsen kendini geliştirmiş, okuyan, yazan, denizde yön bulmak için aletler icat etmeye çalışan bir adam. İki karakter arasında seçim yapmak gerekirse bir iyi/kötü kahraman olan Wolf'u seçerim. Hump gemide çeşitli işlerde çalıştırılmasının ardından tekneye Maud isimli bir kadın gelir. Ve Tolstoy'un da dediği gibi şehre gelen yeni biri de tüm hikayeyi değiştirir. Buradan sonrası spoiler'a girecek o yüzden hikayeyi kesiyorum. Tam bir erkek kitabı aslında. Erkek rahatlığı, şiddeti, barbarlığı bolca sosluyor kitabı. Neticede gemide kaptan ve tayfalar arasında geçen bir hikaye okuyoruz. Normal. Kitapla ilgili yapacağım tek eleştiri denizcilik terimlerinin çok yoğun olması. Elimden sözlük düşmedi desem yeridir. Kitabın bendeki baskısı İş Bankası Kültür Yayınlarından, 376 sayfa ve indirimsiz fiyatı 150 TL. Günümüz Türkiye'sinde halen bu fiyatlara kitap temini yapan İş Bankası Kültür Yayınlarına tüm kalbimle teşekkür ediyorum.

Mermer Adam | Jean Christophe Grange

Tam Zweig'in kitabının üzerine İkinci Dünya Savaşı'nda geçen bir kitap daha okuyunca Auschwitz'e gitmiş gibi oldum. Kitapta Grange bizi Führer Almanya'sına götürüyor. Reich'in, yani Hitler'in yakın çevresindekilerin eşleri teker teker öldürülüyor. Cinayetleri çözmek için de düşük rütbeli bir Gestapo subayı ile iki psikiyatr kafa kafaya veriyor. Tek ipuçları da mermer desenli bir maske. Kitabın adı da bu maskeden geliyor. Tabii ki spoiler vermeyeceğim ama sürprizli olarak değerlendiriliyor final kitabın arka kapağında "kötülük hiç beklenmedik bir yerden gelebilir" cümlesiyle. İtiraf etmek gerekirse sona doğru bence şudur dediğim kişi çıktı katil. Gelelim arka plana... Aslında kitap bir cinayet romanı bir polisiye, evet. Fakat bana okurken sıklıkla tek adam rejimini düşündürdü. Vasatlığı bir yana, küçücük bir kesimin bu kadar güçlenip halkın büyük çoğunluğunun o kesimin çizdiği çerçevede yaşamak durumunda kalması bana bir yerden tanıdık geldi epey. Özellikle de bugünlerde... Kitaba dair eleştirmek istediğim nokta çevirisi ile alakalı olacak. Çünkü Gestapo rütbelerini körlemesine bırakmış yazar. Evet dipnot olarak hepsinin yaklaşık karşılığı verilmiş ama kelimeyi okumaya çalışana kadar üç gün geçiyor. Sevmiyorum Almancayı, yalan yok. Bunun dışında başta ağır gitse de sona doğru epey akıcıydı. Kitabın bendeki baskısı Doğan Kitap'tan, 608 sayfa ve indirimsiz fiyati 510 TL. Biri artık şu kitap fiyatlarının sikimsonikliğine bi tepki verebilir mi Allah'ın aşkına ya!

Dünün Dünyası | Stefan Zweig

Stefan Zweig'in artık okumadığım kitabı kalmadı dedikçe karşıma çıkıyor. Çok şükür. Seviyoruz kendisini, rahmet istedi görüyor musun?! Zweig'in bu kitabını otobiyografik olarak değerlendirebiliriz. Çünkü hayatından kesitler okuyoruz. Ben özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı döneme dair anekdotlarından etkilendim. Oysa ne güzel bir gençliği varmış. Viyana'nın kültür ortamında yetişmiş. O konser senin bu bale benim şu opera öbürünün fik fik gezmiş. Tarihi sokaklarında kaybolmuş. Okurken o hissiyatı -hiç görmemiş olsam bile- hissettim. Savaş dönemlerindeki milliyetçilik akımının, faşizmin, ülkeleri nasıl yozlaştırdığından, ite kaka insanların nasıl savaşın içine çekildiğinden bahsederken günümüze bile ışık tutmayı başarıyordu. İşte bu yüzden Stefan, işte bu yüzden Zweig! O kadar kıymetli bir anlatım dili var ki... Ben okurken her seferinde çarpılıyorum. İster bir lokmalık novella yazsın, ister biyografi türünde yazsın, isterse de kendinden bahsetsin bu kitaptaki gibi. Sokakta yazsın kaldırımda okurum, öyle beğeniyorum anlatımını. Reklamları geçiyorum. Kitapta Zweig'in kendi hayatını ayırdığı 16 bölümü okuyoruz. Çocukluğu, gençliği, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları dönemlerini parça parça anlatmış. Kitabın birçok yayınevinden baskısı olsa da bendeki Can Yayınlarından, 496 sayfa ve indirimsiz fiyatı an itibariyle 320 TL.

Osmanlı İmparatorluğu 2 | Halil İnalcık

Kitabı ikili kutu olarak almış, ilkini okuduktan sonra şunları yazmış ve sizle de paylaşmıştım. İşte o kitabın ikincisi bitti. Aslında ilk kitaptan sonra ikincisinden epey gözüm korktuğunu itiraf etmeliyim. Çünkü çok akademikti, dili epey ağırdı ve amatör bir tarih okuyucusu olan beni bir hayli yormuştu. İkinci kitap yani Sultan ve Siyaset ilkine göre çok daha keyifli geçti benim için. Vergi sisteminden, Fatih devrinden ve bazı savaşlardan, bazı sadrazamlardan bahsediyor kitabın geneli. Dil gayet akıcı ve okuması keyifliydi. Bir de öyle kallavi, akılda kalmayacak, bence akademik bilgiler olmayınca aktı gitti. Bazı pusulaları, dipnotları sardırarak geçtiğimi yine de itiraf etmeliyim ama. Belki ileride bu konuda bir araştırmam olursa yeniden okur, faydalanırım, kim bilir?.. Seri olarak derlenmiş bu sıralamada yanlış bilmiyorsam 2 kitap daha mevcut. Diğer iki kitap için umutlandığımı itiraf etmeliyim bu noktada. Belki de diline alışınca kanıksıyorsunuz, sonra da okuması daha akıcı hale geliyor, bilemedim şimdi. Fatih döneminde kısıtlı kalmamış olsaydı, atıyorum yükselme devrini anlatmış olsaydı, okumayı isterdim. Belki yine vardır, ilk kitap alışverişimde bakmam lazım. Kitabın bendeki baskısı Kronik Kitap'tan, 460 sayfa ve ikili set halinde indirimsiz fiyatı an itibariyle 645 TL. 

Yırtıcı Kuşlar Zamanı | Ahmet Ümit

Ahmet Ümit geçtiğimiz yılın ortalarında müjdeyi vermişti: Yeni bir Başkomiser Nevzat kitabı geliyordu! Bir polisiye bağımlısı olarak, üstüne üstlük Nevzat Amirim de kurgusal olarak en sevdiğim karakterlerden birisi olması sebebiyle sazan gibi atladım ben bu kitaba. Birkaç günde de hakkından geldim zaten. Polisiye türü biraz da bu yüzden güzel. Tüketimi çabuk, keyifli, aşina olduğunuz bir yazarsa kolay da açıkçası. Kitabın alt başlığı da Nevzat'ın eşi Güzide ve kızı Aysun'un katillerini bulması üzerineydi. Ve evet okuduğumuz bütün Nevzat baş karakterli kitaplarda bu konu kafasının bir köşesindeydi. Sonuçta bulundu. Kendi adıma kitabın bir yerlerinde "evet, katil buymuş demek vay anam vay" diye düşündüm. Öyle de çıktı. Ahmet Ümit okurlarına "dostunu yakın tut, düşmanını daha yakın" sözünün doğruluğunu bir  kez daha kanıtlamak istemiş sanıyorum diye mini minnacık bir de spoiler vereyim haydi. Bir Kavim değil, ki bence en iyi Nevzat kitabı açık ara hem de Kavim'di. Fakat bir doz Nevzat'ı saldı damardan ve iyi de geldi, ne yalan söyleyeyim. Su gibi aktı, okuduk geçti. Ahmet Ümit'in çatır çatır, korkusuzca her gördüğü çatlaktan, iş bilmezlikten, usulsüzlükten sızması ve bunları anlatması çok hoşuma gidiyor. Katilleri para için savunan etikten yoksun avukatlar, yozlaşan polisler, yabancılara verilen vatandaşlıklar, yine parayla çözülmeyecek, içinden çıkılmayacak hiçbir suçun olmaması, adaletsizlik, eğitimsizlik, nepotizm... Gerçekten ruhumu sıkıştırıyor bu ülkenin durumu. Kitapta sıkça bahsedildiği gibi "unutmak iyileştirir" mi bilemiyorum ama yazmak serinletir, bundan eminim. Teşekkürler Ahmet Ümit, her zaman bir zevkti. Kitabın bendeki baskısı Yapı Kredi Yayınlarından, 448 sayfa ve indirimsiz fiyatı an itibariyle 360 TL.

Kelimenin Ham Anlamıyla | Ali İhsan Varol

Bir harf alayım ile başladı birçoğumuzun Ali İhsan Varol'u tanıması. Ben taaa çocukluğumdan Çarli dizisini çektikleri zamandan biliyorum. Sonra Kardeş Payı'nda da oynadı, benimkilerin dizisinde. Ama etimoloji ile ilişkisi sanırım benim gibi hobi seviyesinde. Spotify'de aynı isimde bir podcast yapmaya başlamıştı. Sonra Doğan Kitap kapısını çalmış, gel bunu kitap yapalım demiş herhalde. Varol da kabul etmiş ve bu kitabı oluşturmuşlar. Etimolojik bir şeyler denk getirdiğimde -hele Ali İhsan'ın tarzı keyifli bir anlatım varsa ortada- ıskalamamaya çalışıyorum. Bu kitabı da iyi ki almışım. Müthiş keyif alarak okudum. Kelimelerin kökenlerinin geldiği hikayelerden, bazı kelimelerin şaşırtıcı akrabalığından, argodan, kadın isimlerinden, çiçeklerden, veletlere hitap şekillerimizin anlamlarından ve aslında demememiz gerektiğinden bahsetmiş kesinlikle yormadan, sıkmadan, didaktik olmadan hem de! Yazar olmayan insanlara karşı biraz önyargı duyuyoruz. Kendi adıma konuşayım, bende o snopluk var, yalan yok. Ali İhsan'ın kitabında o önyargıyı sakın hissetmeyin eğer alsam mı diye düşünürseniz. Gözüm kapalı referans olurum. Kitabın bendeki baskısı Doğan Kitap'tan, 232 sayfa ve 195 TL indirimsiz fiyatı. Uzun zamandır kitap tavsiye etmemiş, diretmemiştim almanız için, bunu alın okuyun. 😄

Sen Yanlış Değilsin | Murat Tunalı

Bana kitap alınması yeni anksiyetem. Açık konuşacağım, ekseri beğenmiyorum çünkü. Bu kitap özelinde ekstra bir durum vardı. Hediye olmasının yanı sıra kişisel gelişim kitabıydı üstüne üstlük! Kitabın ayrıca bir özelliği vardı, kapağındaki kelime dizgisini tüm kitaba yaymıştı yazar. Farklı bir okuma deneyimi vaat ederken keşke daha kuvvetli bir yazın dilini, esaslı bir dilbilgisi arka planı olsaydı yazarın. Edebiyat eğitimi aldığını, çeşitli yayınevlerinde editörlük yaptığını falan kitap metninin içine yedirmiş ama yer yer bağlaç ayırmasını bile başaramadığını görüyoruz. Kitapta yazarın kendi tecrübelerinden ve çevresinden yaptığı çıkarımlarla birlikte hayatı olumlayın, kariyerinizden memnun değilseniz değiştirin gibi kişisel gelişim cümlelerini bir kez daha pazarlıyor. Aynı şeyleri tekrar etmiş gibi görünmemek için de muhtemelen kelimeleri şu şekilde modifiye ederek sıralamış sayfalara: "briini mi ödeilnz? Ara!" Türkçesi "birini mi özledin? Ara!" Tabii efendim! Nasıl aklımıza gelmedi özlediklerimizi aramak?! Gerçekten bu kişisel gelişim sektörünün ılıklığı beni olduğumdan daha sinirli bir insan yapıyor. Niye bu janrdan kitap okumadığımı bir kez daha hatırlattı bana bu kitap. Neyse, biraz beyin jimnastiği oldu, buradan da bunu çıkaralım olumlu olarak. Kitabın baskısı Yediveren Yayınevinden, 192 sayfa ve 163 TL indirimsiz fiyatı.

Van Gogh Yüz Yıl Sonra | Ferit Edgü

Çok okumak istediğim bir yazardı Ferit Edgü. Kitap alışverişine çıkamadığım günlerden birinde bu isteğimi bir arkadaşımla paylaşmıştım o da bana bu kitabı armağan etmişti. Diğer kitaplarını bilmiyorum ama bu kitap özelinde çok da ısındığımı söyleyemem yazara. Belki de değerlendirmek için, en azından benim kalemim değil diyebilmek için yeterli değil. Başka kitaplarını da denemem lazım. Deneme türünde yazılmış bir kitap, bu iş özelinde bakarsak... Ünlü ressam Van Gogh'un ölümünün yüzüncü yılında kaleme alınmış. Sanatını, resimlerini, belki kalbinin derinliklerini anlatmaya çalışmış. Bir biyografi kitabı değil bu. Bir yazarın, bir ressamın eserlerinden etkilenip kendince, kendi cümleleriyle onun sanatını anlatma çabası. Birer sayfalık metinlerle, araya serpiştirdiği resimleriyle Van Gogh'un o bildiğimiz hayatının ötesini de gösterme arzusu belki. Kardeşi Theo ile yaptığı yazışmalara da sıklıkla atıf yapılan bir iş. Kitabın bendeki baskısı Everest Yayınlarından, 100 sayfa ve indirimsiz fiyatı 125 TL.

Ağustosta Görüşürüz | Gabriel Garcia Marquez

Ama ne kitap olmuş! Tutkulu, ateşli, kadının her yaşta kadın olduğunu kafamıza vura vura anlatan nefis bir iş. Tam bir Marquez kitabı, dokununca parmaklarınız ısınıyor. Kitabın çok enteresan da bir özelliği var, sanırım son sözde okudum, bu kitap Marquez'in vefatından 10 sene sonra yayımlanıyor. Yani yazmış, atmış bir kenara rahmetli bize de okumak kalmış. Çok iyi etmiş. Gerçi kendisi yakın bu hikayeyi demiş de, çevresindekiler dinlememiş anladığımız kadarıyla. Kitapta Ana Magdalena Bach isimli bir karakterimiz var. Evli, çoluğu çocuğu olan, yaşı 45'in üzerinde bir kadın Magdalena. Yılın belirli dönemlerinde yaşadığı bölgenin sayfiye yeri olan adaya geçiyor feribotla. Adadaki otellerden birinde bir gece geçirip ertesi sabah feribotuyla da geri dönüyor. Adada geçirdiği gecelerde ise hiç tanımadığı adamlarla tek gecelik ilişkiler yaşıyor. Ölümü yaklaşınca insan geriye sarmak istiyor sanırım. Çocukluğundan, ilk gençliğine ve yaşlılığına okuduğumuz karakterleri yaratan insan olmak yerine, yaşını başını almış insanların aşklarından bahsetmeye çalışmış Marquez. Hayatın bir yerde nihayete ereceğini kabullenmekle birlikte, aşkın hiçbir koşulda bitmeyeceğinden bahsediyor adeta. İçimdeki uslanmaz romantik bunu sevdi, ne yalan söyleyeyim... Kitabın bendeki baskısı Can Yayınlarından, 88 sayfa ve indirimsiz fiyatı 130 TL.

Havada Bulut | Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik'in okumadığım hikayelerini tüketmeye çalışıyorum. Bende olmayan bir hikayesini, Havada Bulut'u okudum geçtiğimiz birkaç günde. Diğer kitapları gibi içinden deniz geçiyormuş, dalga seslerini, iyot kokusunu duyuyormuş gibi hissettirmese de Rum karakterleri barındırmasıyla bir İstanbul masalı olduğu konusunu asla yadsıyamam. TRT'nin eski güzel günlerinde dizisi bile yapılmış (benim gibi meraklısına yarımşar saatten on bölümlük dizinin ilk bölümü için youtube linki). Zweig tarzı bir kitap yazmış Sait Faik. Tek bir hikaye akıp gidiyor kitap boyunca ama uç uça birbiriyle bağlantılı hikayeleri dizip tren gibi bir novella yaratmış. Mehmet isimli bir karakterimiz var, Ahmet isimli bir arkadaşının Yorgiya isimli kıza olan aşkını bir tür dış ses olarak anlattığını okuyoruz kitap boyunca. 15 parça hikayeye bölünmüş kitap. Artı bir de anekdot var. O anekdot kitabın en sonunda yer alıyor ve sürprizli şekilde Rıfat Ilgaz'ın bir Sait Faik anısı karşımıza çıkıyor. Sait Faik'in hikayeciliğini ve bir lokma da anneciğini anlatmış Rıfat Ilgaz. Geçtiği çekim sıkıntısından bahsediyor. Şaşırttı. Kitabın bendeki baskısı İş Bankası Kültür Yayınlarından, 136 sayfa ve indirimsiz fiyatı 120 TL. Umuyorum birilerinin ilgisini çeker, okunur ki bu... Yalnız bu da değil tüm kitapları...

Kızıl Karma | Jean Christophe Grange

Bir süredir Grange kitabı geçmiyordu elime. Sonra okumaya başladım, sonra araya bazı gelişmeler girdi, sonra okuma düzenim biraz şaştı, sonra rayına oturttum, uzuuuuun süre sonra da nihayet bir kitabı bitirmenin keyfine vardım. Kitap tarihi bir hikayeden bahsediyor. Altmışların sonunda geçen hikayede Fransa'nın göbeğinden Hindistan'ın çatısına kadar çıkıyoruz. Bir süre yahu acaba polisiye değil mi bu kitap diye düşündürdü. Girizgah epey uzun sürdü. Hemen hemen ilk 200 sayfa ana hikayeden hiçbir şey beklemeyin uyarısı müdüriyetten yapıldı an itibariye haberiniz olsun. Yakın tarihte geçen 68 Fransa olaylarından bahsediyor. E konuya vakıf olmayınca da biraz boş gözlerle okuyup hikayeye giremiyorsunuz. Bende böyle çalıştı en azından. İlk 200 sayfayı sabırla atlatırsanız hikaye sarmaya başlıyor. Kim, kiminle, nerede, ne yapıyor kafaya oturtuyorsunuz ve işler de civcivleniyor. İşlenen cinayetlerin şekli şemali klasik Grange kitaplarında olduğu gibi, biraz vahşice... Yazarın diline aşinaysanız sarsmıyor. İster istemez canlanıyor gözde, razı olmak lazım. Kitap bana biraz yavan geldi. Sanki havada kaldı hikaye. Tamam bağlandı, kim neci, cinayetler neden işlendi anladık ama edebi olarak daha kuvvetli bir heyecan dalgası istiyor bünye. Sanırım bu polisiye işini yine en iyi kuzeyliler yapıyor. Şimdi elimde bir de Mermer Adam sırada Grange'dan. O kitabın da buna benzer yanları varmış, okuyanlardan öyle duydum. Bakacağız... Kitabın bendeki baskısı Doğan Kitap'tan, 584 sayfa ve indirimsiz fiyatı 395 TL. 

Feminen | Carl Gustav Jung

Bacak kırılmasıydı, alçıydı, ameliyattı, hastane süreçleriydi derken yılın elimde en çok sürünen kitabı olma başarısını gösterdi Feminen. Aslında kendini vererek okuduğunda kesinlikle sıkıcı değil, aksine keyifle akan bir kitaptı. Fakat bu süreçte odaklanma konusunda yaşadığım uzun süreli kesintiler nedeniyle okumaya pek de adapte olabildiğim söylenemez. Kitapta Jung, kadınlar ve kadınlık üzerine bazı kısa denemeler kaleme almış. Aslında bu kitap için bir derleme dersem sanıyorum yanılmış olmam. Zira kısa maddeler halinde görüşlerini aktarıyor filozof. Kitap üç kısımdan oluşuyor. Giriş kısmında kitapta sıklıkla karşımıza çıkan "anima" ve "animus" tabirlerinin de açıklandığı bir bölüm var. Kadının ve kadınlığın çocukluktan anneliğe kadar olan sürecinin gelişiminden dem vuruluyor bu bölümde. Bir erkeğin yalnızca felsefe yaparak konuya bu kadar vakıf olmasını mutlu bir şaşkınlıkla okuduğumu itiraf etmem gerekiyor. İkinci kısımda annelik, çocuklarla annenin arasındaki ilişkinin cinsiyete göre gösterdiği değişkenlikler ve bazı komplekslerden bahsediliyor. Son kısımda ise literatüre kazandığı gölge ve zıt eşler arketiplerinin açıklamaları yer alıyor. Biraz felsefe okumanız yoksa ağır gelebilir, neden bahsettiğini kavrayana kadar kitaptan soğuyabilirsiniz. Ben artık okumalarıma felsefe de katmaya başladım ki bu tarz kitapları edindiğimde boş gözlerle bakmayayım, ufkum genişlesin. Aynı kitabın bir de erilliği anlatan Maskülen'i var. Onu da ilerleyen haftalarda artık... Kitabın bendeki baskısı Pinhan Yayınlarından, 194 sayfa ve indirimsiz fiyatı 275 TL. 

Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan | Ágota Kristóf

Bu kitapla ilgili söylenebilecek ilk kanı ne kadar yalın olduğu şüphesiz. Sanatsal kaygılar gütmeden, dümdüz derdini anlatıp geçmiş Kristof. Bu sadeliğin de kitabın hikayesiyle bir bağlantısı var bu arada. Kitap bir üçleme. Büyük Defter hikayesiyle başlıyor. Bilmediğimiz bir yerde bilmediğimiz bir savaşta annesi tarafından anneannelerine bırakılan iki oğlan çocuğunun yeni hayatlarına adapte olma çabalarını okuyoruz. Sonra üçlemenin ikinci kitabı Kanıt başlıyor ve birdenbire bambaşka bir üslupla devam ediyor kitap. Artık çocuklar birer birey oluyor, arka kapakta yazdığı için spoiler sayılmaz, yolları ayrılıyor ve iki hikaye okuyoruz. Son bölüm olan Üçüncü Yalan'da ise bambaşka bir kitap okuyormuşuz hissine kapılabilirsiniz, normal, bende de öyle oldu. "Okuduklarınızın hepsini unutun, baştan başlıyoruz" demiş sanki yazar. Oysa üçüncü bölümün anlatımına alışınca, üç kitap arasındaki bağlantıyı kuruyor ve sık sık "aaa" nidaları atıyorsunuz, içeriden veya dışarıdan. Değişik bir fikir, farklı bir üslup, daha önce deneyimlemediğim bir anlatış. Sanki sonu sürprizli biten filmler gibi. Bir sonraki satırda, hatta sayfada ne okuyacağını tahayyül edemiyorsun. Savaş döneminde geçen diğer edebi veya sanatsal eserler gibi kan, ter ve gözyaşı olmadan da o korkunçluğu hissettirmeyi başarmış. Ferhan Şensoy'un da dediği gibi "savaş yüksek oktanlı ve gayet boktan bir şeydir"... Kitabın bendeki baskısı Yapı Kredi Yayınlarından, 372 sayfa ve indirimsiz satış fiyatı 220 TL. Denenir, ıskalamayın.

Ve Perde İndi | Agatha Christie

Elimdeki son Christie kitabını da bitirmiş bulunuyorum. Artık polisiye dünyası, en azından Ahmet Ümit'in yeni kitabına kadar, benimle biraz mesafeli duracak. Aslında Tess Gerritsen kitaplarına dalmak istiyorum ama artık ilk alışverişte bakacağız duruma. Christie'nin Hercule Poirot serisinin son kitabı Ve Perde İndi. Son dememin bir sebebi var çünkü Poirot ile vedalaşıyoruz bu kitapta. Yoldaşı Hastings ile son bir cinayeti çözüyorlar Styles isimli pansiyonda. Styles isimli bu pansiyon aynı zamanda Poirot karakterinin Agatha Christie kitaplarında ilk ortaya çıktığı mekanmış. Bu kitapla da son mekanı oluyor aynı zamanda. Christie sanırım hayatının son yıllarında kaleme aldığı bu eserde hayat döngüsüne bir göz kırpmış ve her şeyin döngüsünü tamamlayarak başladığı yerde bittiğinin ipucunu vererek selamı çakmış. Ya da ben fazla ince düşünüyorum bilemedim. Hikayeye dönersem, kitabın en başında katil bu dediğim kişi katil çıkmadı ve son kitapta beni ters köşeye yatırmayı başardı yazar. Aslında son 5 sayfaya kadar da epey emindim katili bulduğuma, demek ki odaklanamamışım fik fik gezerken. Kitabın bendeki baskısı Altın Kitaplardan, 176 sayfa ve 166 TL olarak indirimsiz şekilde satışta an itibariyle. Daha bu seride okuyacağım 60 kadar kitap daha olduğunu düşünürsek, Christie adını sıkça göreceğiz buralarda demektir. 

4 Gün 3 Gece | Ayşe Kulin

 Güzide şehrimiz İstanbul'dan selamlar, sevgiler! Cuma akșamı trende bu kitabı almıştım yanıma yol arkadaşı olsun diye tam yol arkadaşı oldu ve yolda bitti. Ayşe Kulin okurken zaten öyle uzun uzun okumalar yaptığının farkına varmıyorsun, tek nefeste okunan müthiş hikayeler kaleme alıyor. Bu kitabında 27 Mayıs darbesi dönemine giriyoruz. Sevda isimli ana karakterimiz dönemin hükümetinin milletvekillerinden biriyle evli ve eşi diplomatik temaslar için yurtdışına gidiyor. Dönemde yapılan yürüyüşlerden birinde dayak yiyen Yusuf isimli bir genç Sevda’nın yaşadığı binanın asansörüne sığınıyor. Eve o hengâmeden çıkıp gelen Sevda gayrı ihtiyari kendisini eve alıyor. Kitabın adı da buradan geliyor işte. Birlikte sokağa çıkma yasağı nedeniyle 4 gün 3 gece geçiriyor ikili. Aralarında 20-25 yaş fark olmasına rağmen yakınlaşıyorlar ve olay kurgusu bu şekilde ilerliyor kitabın. Biyografilerde, özellikle tarihte saklı kalmış önemli kadın karakterlerin hayatlarını anlatmakta gayet başarılı bulduğum Kulin, böyle tarihi merkeze alan kurgulanmış karakterlerin hikayelerini de gayet başarılı kotarıyor ki beni de okuma serüvenimde tatmin ediyor. Özellikle İnalcık Hoca’dan sonra güvenli bir liman aradığım dönemde ilaç gibi geldi itiraf etmek gerekirse. Kitabın bendeki baskısı Everest Yayınlarından, 160 sayfa ve indirimsiz fiyatı 170 TL. 

Osmanlı İmparatorluğu 1 | Halil İnalcık

Tarih okuması yapmayı düşündüğüm andan itibaren bu işin zirvesinden okumanın daha doğru olacağına kanaat getirdim. Gel gelelim en zirveyi tercih etmişim o da biraz sert oldu benim açımdan. İnalcık Hoca’nın dilinin ağır olduğunu okuyan birkaç arkadaşım söylemişti zaten de burnunun dikine giden bir insan olarak elbette kimseyi dinlemeyip kendim deneyimlemek istedim. Haklılarmış. Kitabın dilinin ağır gelmesinin yanısıra çok istediğim gibi de çıkmadı. Ben tarih okuması yapmak isterken Osmanlı’nın işleyişi, ki kitabın alt başlığı da Toplum ve Ekonomi olduğundan beklentim o şekilde yönlenmişti, padişahların topluma ve ekonomiye etkisi falan anlatılır sanmıştım. Beklentim en özet halinde; Osmanlı Devleti 101 şeklinde anlatılan hap, akılda kalıcı bilgilerdi. Eh koca tarih profesörü sana ders mi verecek Serapcığım diyenler kazandı. Vermedi, evet. İçinde Arapça metinler, Fransızca metinler vardı tercümesiz şekilde… Kitap bir tarih öğrencisi için, Osmanlı’da vergi sistemi ile ilgili makale yazacaklar için biçilmiş kaftan. Gel gelelim benim gibi okuduğu tarihi unutan biri için bir parça sertti. İşin kötüsü ben bu kitabı ikili seri şeklinde almıştım yani bir de ikinci kitabı var okunacak. Neyse zamanla diyelim artık. Kitabın bendeki baskısı Kronik Yayınlarından, 423 sayfa ve ikili set olarak 645 TL. Edinmeden önce bir kez daha düşünün benim gibi sazanlık yapmayın.