Sezen Aksu bu şarkıyı yazarken ne düşündü, ne hissetti bilmiyorum diye konuya bodoslama girmek istiyorum öncelikle. Onno Tunç'un ölümü 96 senesindeymiş, şarkının çıkışı da aynı yıl. "Hasretin kızıl haresi, çileli başıma gelip taç oldu" der Sezen şarkı içinde. Ölüm yüzünden ayrıldığı sevdiceğinin mi hasretidir ona bu sözleri yazdıran? "Hazan güneşim" dediği, "güz ayazında" onu kor gibi yakan ateşe benzettiği kaybettiği sevdiği midir? Ondan vazgeçemeyeceğinin farkına vardığı için mi "beni yanına al" demiştir veya? Kafamda deli sorular var. Vazgeçebilmek için yeni bi yola mı girmek gerekir her zaman? İnsan başka birini sevmeden, sevdiğinden vazgeçemez mi? Görünce artık heyecanlanmamak için, çırpınmamak için ne yapmak gerekir? Üzerine yağan hatıralar ne zaman diner? İnsan hafızasının belli bi sınırı varsa, kaç kitap daha okumak gerekir eski hatıraların silinmesi için, kaç insan daha tanımak, kaç yeni hatıra daha oluşturmak gerekir? Ne zaman geçeceğini bilmediğim bi sızı var içimde. Hatta geçecek mi onu bile bilmediğim. Zira bitti dediğin an bitmiyormuş karşına çıkıverince kalakalıyomuş insan. Sonuç yok, çözüm yok. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum sanırım; ölüm değilse bizi ayıran yazık etmişiz.
Yarası Saklım
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
1/21/2019 11:00:00 ÖÖ
Günlerden Galatasaray #18
Sezonun ilk yarısının son maçından sonra bi forvet, o iş tamam şampiyonuz demiştim. Forvet almadan, hatta as takımdaki 4 futbolcuyu satarak 6 gol birden atacağımızı ben bile hayal edemezdim muhtemelen. Ankaragücü bulunduğu konum ve yaşadığı sorunlar nedeniyle bir kriter olmamalı elbette. Tabii ki halen forvete ihtiyacımız var. Yine de nasıl başlarsan öyle gider düsturundan yola çıkarsak ikinci yarıya 6-0 gibi bir skorla başlamak keyifliydi. Yeni transferlerden Emre'nin performansıyla ilgili fikir edinememekle birlikte Marcao'yu beğendim. Bu çocuk tutar inşallah. Gollerin üçü Henry'den, ikisi Sinan'dan, biri de Badou'dan geldi. Özellikle Badou'nun golü izlemesi keyifliydi. Zaten son goldü ve iki tarafın da maçın sonucunu bilmesinden sebeple çok kasmadığı anlarda geldi. Goller bi yana takımın maçın genelindeki hırsı, oynama arzusu ve özellikle de pas futbolunu sevdim. Kondisyon açısından da daha güçlü geldiler bana. Bilmiyorum ilk maça fazla anlam yüklüyor da olabilirim ama olumsuz bir şey sezemedim. Böyle devam etsin dilerim. Sen yine aslan gibi savaş GALATASARAY!
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
1/20/2019 11:00:00 ÖÖ
Lyon'da Düğün | Stefan Zweig
Beni allak bullak eden (olumlu ve olumsuz) iki kitaptan sonra bildiğim sulara dönmeye karar vererek son alışverişimde evime misafir olan 3 Zweig kitabından ilkiydi Lyon'da Düğün. Tanıdık cümleler, farklı hikayelerle Zweig yine konsantre mutluluğu ve kaliteyi zerk edip gitti kitabın sayfalarında. Kitapta 3 farklı hikaye var; Lyon'da Düğün, İki Yalnız İnsan ve Wondrak. 3 hikayenin içinde en çok Lyon'da Düğün'ü sevdim. İki Yalnız İnsan çok kısa, Wondrak ise biraz havada kalmış gibi geldi. Öyle ki Wondrak'ı okurken çevirmen şöyle bir not düşmüş: "daktiloya çekilmiş metin burada bitiyor, bundan sonrası elle yazılmış ve yayıncı kelimeler ekleyerek tamamlanmış." Tamamlanmış mı? Yoo dostum yooo... Yine de okumak keyifliydi. En azından sükunet içinde bitirdim, her zamanki gibi yorulmadan ve bir çırpıda! Bazı kitaplar iyi ki var kabul, fakat bazı yazarlar da iyi ki var. Sığınmak istediğinizde o limanı size sağlayacak kadar güvenli oldukları için... Kitabın bendeki baskısı İş Bankası Yayınlarından, 50 sayfa ve 7 TL. Her Zweig kitabında dediğim gibi, okuyun!
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
1/16/2019 11:00:00 ÖÖ
Fahrenheit 451 | Ray Bradbury
Hayatımda bu kadar boş gözlerle bakarak okuduğum 2. bir kitap daha olmamıştır muhtemelen. Gelecekte bir yerlerde kitapların artık çöp olduğuna karar verilmiş, sonra itfaiyeciler varmış, itfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil kitap yakmakmış... Bak yazarken bile boş bakıyorum. Bilimkurgu falan benim kalemim işler değil bir kez daha anlamış oldum bunu. Aklımın almadığı şeyleri sevemiyorum bir türlü. Ha sevdiği kadının sonuna kadar arkasından giden, dünyada her şeyin önüne sevdiceğini koyan adamların hikayelerini okuyup filmlerini izliyorsun serap bahar derseniz KAPPAAAAAAKK derim kendime ki çok haklısınız. Fakat bilimkurgu serap bahar'ın kalemi değil arkadaşlar ben bunu bir kez daha tecrübe ettim. Ama kitabı bitirdim. Bırakmadım. Bu da bir başarı örneği olarak geçerlidir kanımca. Kitabın benim okuduğum baskısı İthaki Yayınlarından, 208 sayfa ve 24 TL. Sevenine saygı duyar başarılarının devamını dilerim.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
1/15/2019 11:00:00 ÖÖ
1984 | George Orwell
Okuduğum en çarpıcı kitaplardan birisiydi. Dünyanın üçe bölünmesi, dayatılan diktatörlük düzeni, bu düzenin getirdiği yasaklar ve yapılması istenenler aslında kurgu olduğunu bilmeme rağmen öyle gerçekçi ve "yok artık" diyemeyeceğiniz şeyler gibi geliyor ki bi noktadan sonra bunlar aslında yaşanmıştı yahut yaşanmasına çok yakın olduğunuzu düşündürüyor ister istemez (nasıl cümle kurdum gördünüz mü (şu videoyu izleyin)). Yer yer 80 ihtilali dönemini düşündüm. Daha önce ihtilal dönemine dair okuduğum, izlediğim, dinlediğim birçok şey aklımdan geldi geçti durmadan. Kitabı okudukça da içine daha çok gömüldüm. Gerçekten her şeyin bir vakti varmış bu arada. Eğer bu kitabı 3-5 sene önce okumuş olsaydım, muhtemelen tamamlayamazdım. Kıvırmaya lüzum yok başta yine böyle düşündüm. Ama sonra öyle akmaya başladı ki işten dönerken karanlık servis koltuklarında bile okumaya çalıştım :) En çarpıcısı ise bu kitabın yazıldığı zamanın hatta adını aldığı zamanın çok çok ötesinde olmasıydı şüphesiz! Okuduğum kitap biraz düşündürsün beni, biraz karıştırsın, karnıma yediğim tekme hissine razıyım derseniz, o kitap bu kitap! Bendeki baskısı Can Yayınlarından, 352 sayfa ve 33 TL.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
1/08/2019 11:00:00 ÖÖ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




