#3 Galatasaray - Fenerbahçe

Geride bıraktığımız dört resmi maçta oynadığımız futbolu dün akşam oynayamadık, önce bundan bahsedelim. Bunun sebebini takımın 2 haftada oynadığı 5. maç olmasına veriyorum. Mental ve fiziksel yorgunluk takımı bir parça yıpratmış maalesef. O ilk dört maçta deli gibi övdüğümüz tık tık tık paslaşma olayı biraz hantaldı dün akşam özelinde. Takımın bu kadar ışımasının alametifarikası da o paslaşmalar olunca ister istemez oyuna yansıdı. Bu noktada Hocamın da dem vurduğu gibi orta sahanın göbeğinde top dağıtacak pasör özelliğinde bir oyuncu ihtiyacımız devam ediyor. Dilerim bu sorun birkaç gün içinde çözülür. Dün maçın golsüz beraberlikle bitmesinin bir diğer sebebi de bitiriş noktasındaki paylaşımın çok doğru olmamasıydı. Radamel'in ileride çok yalnız kaldığını düşünüyorum. Arda'nın bu sorunu çözeceğini öngörmüştüm fakat dün akşam özelinde bunu pek de başardığı söylenemez. Zaten bir gol atsaydık bence devamı gelecekti ama o kabızlığı bir türlü kıramadı takım. Neyse Fenerbahçe maçı, bu sezon 40 maç oynayacağımız da düşünülürse, telafisi olan bir maçtı açıkçası. Bu yüzden çok takılmamak gerekir diyorum ben. Asıl önemli maç perşembe günü oynanacak olan Rangers maçı ki o maçı da geçersek artık eleminasyon olayı bitip grup usulüne dönecek Avrupa Liginde maçlar ve elimiz biraz daha rahatlayacak. En azından her maça final havasında çıkıp o psikolojiyi yaşamayacağız. Hedef 23!

İlkgençlik | Lev Nikolay Tolstoy

Tolstoy'un otobiyografik serisinin 2. kitabını da an itibariyle bitirmiş bulunuyorum. Daha önce
Çocukluk ve sırasını karıştırarak okuduğum Gençlik kitaplarının ardından İlkgençlik'te genç Nikolay'ın annesinin ölümüyle başlayıp üniversiteye eğitiminin başına kadar olan dönemi anlatıyor. Üç eserin de yazarın 21. yaşında yazıldığını düşününce dilin yalınlığı ve kitapta geçenlerin masumiyeti tam 10-20 yaş arasındaki o on senenin naifliğinin vücut bulmuş hali gibi adeta. Elbette bunda çevirmen Ayşe Hacıhasanoğlu'nun da büyük payı olduğunu söylemem gerekiyor. Yabancı dilde kitap okuyacak kadar o dile hakim değilseniz naçizane tavsiyem iyi bir yayın evinden dolayısıyla iyi bir çevirmenden okumanız. Böylece o ağır denilen klasiklerin aslında ne kadar hayata dair basit konulardan bahsettiğini göreceksiniz. Bu kitabın bir diğer özelliği de Tolstoy'un "dürüst insan" tabirinin hayatında ilk filizlenmeye başladığı döneme ışık tutmasıydı bence. Annenin ölümünün ardından büyükannesinin de ölmesiyle hayatındaki "anne" figürünün olmayışının etkilerini görüyoruz yer yer. Kitabın bendeki baskısı Türkiye İş Bankası Yayınlarından, 144 sayfa ve 12 TL. Eğer seriyi okumayı planlıyorsanız başka yayınevine bakmadan doğrudan İş Bankası Kültür Yayınlarına yönelin.

#2 Başakşehir FK - Galatasaray

Hocam maç başlamadan önce kendimizi denemek için güzel bir sınav olacak demişti. Kendi adıma ikinci yarının ilk 10 dakikası hariç gayet başarılı bir sınav verdiğimizi düşünüyorum. Takımın başarma hırsı ve özellikle geçen hafta belirttiğim diri hali beni çok mutlu ediyor. Başakşehir maçı özelinde Taylan 6 numarada gösterdiği performansla bence yine sahanın en iyisi. Oyun da kuruyor, defansa da dönüyor, ileri çıkıp çok ince paslar da veriyor. Neredeyse Lemina ve Seri'nin alınmamış olmasına sevineceğim zira onlar kalsalardı bu çocuk yine yedekte kalacaktı. Taylan'ın yanı sıra ben Emre'nin de takıma 3. maçında bu kadar adapte olup fark yaratabiliyor olmasından çok memnunum. Birçoğumuzun burun kıvırdığı Belhanda da bu sezona iyi başlayanlardan bir tanesi. Son olarak Fatih'in özellikle ikinci yarıda çıkardığı toplar beni gayet mutlu ediyor. Hocamın maç esnasındaki mimikleri ve jestlerini gören takımın galip geleceğini zaten öngörebilirdi. Hafta içi oynanan UEFA maçının ardından böyle yüksek tempolu bir maç çıkarmak ve hafta içi tekrar UEFA'ya gidecek olmak performans açısından takdire şayan. Takım bence şu an gayet iyi yolda diliyorum böyle de devam eder. Başakşehir'i Radamel ve Belhanda'nın golleriyle 2-0 kazandık. Hedef 23!

Kar | Orhan Pamuk

Biraz beni bilen herkes kıştan ve kardan ne kadar hoşlanmadığımı bilir. Kitabı bu yazdan kalma son sıcak günlerde elime ilk alırken hissettiğim şey, karı ne kadar özlemediğimdi. Fakat tabii ki üstüne üstüne gittim. Orhan Pamuk okurken kendimi kaybolmuş hissederim hep. Kar okurken de aynı şeyi hissettim. Hiç gitmediğim Kars sokaklarında kara basarak yürüdüğümü düşünerek ve elbette soğuktan ürpererek okudum kitabı. Baş karakterimiz Ka'nın ikilemlerinde, İpek'in gönlünün hercailiğinde, Kadife'nin tutkusunda, Necip'in inancında anlatılan hikayenin gerçekliğini sorguladım hep. Bana sanki 28 Şubat dönemini anlatılıyor gibi geldi bölümler arasında ilerlerken. Genç kızların intiharları, türbanların çıkarılmaması yüzünden okuldan uzaklaşmaları, eski askerlerin kar yüzünden ulaşılmadığı Kars'ta darbe yapma çabaları falan hep çocuk kafamla hatırladığım o döneme göz kırpıyordu sanki. Kitabın sonunda Orhan Pamuk tarafından yazılmış son söz bölümü var. Bu bölümde yazar kitabın "siyasi bir roman" değil tam aksine bir "aşk romanı" olduğunu söylüyor. Kitabın herkese düşündürdüğü şey farklı olabilir elbette, bana da 28 Şubat dönemini düşündürdü. Tam da bu gerçeklik hissiyatı yüzünden Orhan Pamuk bu ülkenin yetiştirdiği ve benim okuma fırsatı bulduğum en iyi romancılardan birisi bence. Kitabın bendeki baskısı Doğan Kitap'tan, 405 sayfa ve 35 TL.

#1 Galatasaray - Gaziantep FK

Yeni sezon dün itibariyle bizim için başladı. İlk maç Samiyen'de oynanan Gaziantep maçıydı. Ne mutlu ki "üç puanı üç golle aldık" yazmak kısmet oldu. Takım beklediğimden çok daha formdaydı ilk maç olmasına rağmen ki bu üç puanı da takımın diri halini de Scott Piri'ye borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Hiç gevşemeden, taş gibi, oyundan düşmeden, 94 dakika cayır cayır mücadele etti sahadaki herkes ki forması ıslanmayan yoktu. En hantal dediğimiz, forma girdi mi acaba diye düşündüğümüz futbolcular bile oyundan zerre düşmediler. Takımın üç golünün ikisi Radamel'den biri de Emre Kılınç'tan geldi. Ben üç gol içinde en çok Emre'nin golünü sevdim açıkçası. Çünkü yeni bir takıma gelip ilk maçtan gol atmak bir orta saha oyuncusu için zordur, lükstür, hele ki böyle güzel bir dokunuşla atıyorsanız o golü daha da çarpıcı oluyor. Sahada en çok Taylan'ı beğendim. Geçen sezonu çoğunlukla yedekte geçirmesine rağmen bugünkü performansını sürdürmeyi başarırsa ben formayı alacağını düşünüyorum ki Hocam'ın yıllardır hayali olan takımı gençleştirme operasyonunun baş aktörlerinden olabilir. Bir küçük parantez de Koca Kafaya açayım. Arda'yı ne kadar çok sevdiğim, şu blogun sol sütununda da apaçık ortada diye düşünüyorum. Bugün zorlanır mı diye endişelenmiştim ama, sanıyorum 65 dakika sahada kaldı, hiç sırıtmadı. Ve evet, ben bu durumdan çok memnunum (şair bu cümleyi sırıtarak yazdı)! Nasıl başlarsak öyle gider dileğimle yazıyı kapatıyorum. Hedef 23!