Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

UEFA, Avrupa Ligi değil, UEFA!

Dün akşam Galatasarayımız Şampiyonlar Liginde bu sezon için son maçını oynadı. Son ana kadar düşmeyen ve bu sezonki en hırslı maçını oynayan Galatasaray maalesef 3-2 yenildi. Şampiyonlar Liginde Porto'yla iki maç yaptık bu sene ve sezonun başından beri aşağı yukarı yaptığımız 20 maçta en çok beğendiğim oyun bu yenildiğimiz iki maçta oynandı. Keşke sezona biraz daha yayabilseydik bu oyunu. Çünkü oynadığınız zaman görüldüğü üzere forvetsizlik falan hikaye oluyor o top bir şekilde gidiyor kaleye. Mağlubiyete rağmen çok memnunum ben. Elbette gönül isterdi ki galibiyetle, galibiyetin parasıyla birlikte bu hırsın sonuca dönüşmesiyle bitmeliydi bu maç. Ama memnunum. Başlıkta da dediğim gibi bu kupanın adı benim gözümde hiç Avrupa Ligi olmadı. Sanırım biraz eski kafalıyım :) Bu turnuvanın adı UEFA arkadaşlar. Biz eğer sonuca gidebilen bir oyuncuyu, çok değil bir oyuncuyu, bu takıma dahil edebilirsek ve elbette her rakibimize Porto'ya oynar gibi oynasak biz ikinci yarı ligi de domine ederiz, güzel bi kura şansıyla UEFA'da da (evet UEFA'da) yürürüz inşallah. Şimdi sen aslan gibi savaş GALATASARAY!

The Champioooooonns! #4

Maçın başında yenen gol, takımın savrukluğu, sakatlık falan fıstık diye okumuşsunuzdur zaten iki üç gündür. Tekrara düşmeyeyim. Ben sadece yıldığımı yazmak istedim. Aslında maç yazısı falan yazmayıp sallayacaktım ama bloga girince tutamadım kendimi. Üzgünüm sadece. Takımın durumuna, kaçan gollere, kazanılamayan puanlara falan değil... Takımın kötü olduğunu kabullenemeyişime, eksikleri beklemeyi sabredemeyişime ve en pür sevgimin sahibinin vasıfsız insanların elinde hiç oluşuna üzülüyorum. Lokomotif kötü diye muhtemelen UEFA'ya gideceğiz. Ekonomik olarak para akışı devam edecek bu mühim. Ama tüm kalbimle istediğim asıl şey bu takımın güven tazelemek için kazanmaya başlaması. Yürümeyin artık KOŞADURUN NOLUR!

The Champioooooonns! #3

Porto maçında ne kadar üzüldüysem bu maçta da o kadar kızdım. Öyle gereksiz öyle vasat öyle kabullenen bir oyun vardı ki sahada sindirmek elde değil. Hocamın planı belliydi aslında, "sabırla kabullen, bekle ve öldürücü vuruşu yap". Tek sıkıntı o vuruşu yapamamaktı maalesef. Yoksa sabretmekte, kabullenmekte ve beklemekte değildi. Benim gibi canı tez değilseniz tabii. Bekle, bekle, bekle... Aradaki pozisyonları oh gol olmadı diye atlatmaya çalış... Atılan golün ofsayt olmasına bi daha oh de... Hakemlerin atladıklarına sevin... Epey yorucuydu. Bu maçtan çıkan 1 puanın başımızın üzerinde yeri var zira 3 puanı hak etmediğimiz konusunda hepimiz hemfikiriz diye düşünüyorum. Öte yandan kızdığım kadar üzüldüğüm bir nokta da vardı o da Yuto'nun sakatlanmasıydı. Öyle kısmetsiz bir takımız ki nerede saçma sapan bir sakatlık var bizi buluyor. Senelerdir futbol oynayan, kendine çiçek gibi bakan ve sıklıkla profesyonelliği ile övülen bu adamın nefes problemi yaşaması kötü bir karadeniz fıkrası gibi adeta. Geldiğinden beri en iyi futbolunu oynayan Belhanda'yı hep yerin dibine sokmayayım da bir kere de öveyim dedim. Hele ki takımda sapır sapır dökülen Eren, N'diaye, Garry gibi adamlar varken. Nando ile Ozan'a ise apayrı güzellemeler yapmak lazım ama nazardan korkuyorum. Çok güzel bir stoperimiz olacak inşallah ama siz yine de çaktırmayın... Umuyorum ki kalan 3 maçtan minimum 4 puan çıkarmak kısmet olur da yola devam ederiz. İnanıyorum ki bir forvetle bu iş çözülecek. YÜRÜYEDURUN!

The Champioooooonns! #2

❤️
Ne kadar romantik olsam ve objektif bakamasam da puan yazmaya elimin gitmediği tek maçtı kuralar ve fikstürün ardından Porto maçı. Fakat Galatasaray dün akşam öyle bir oyun koydu ki ortaya, maçı kaybetmeye değil kazanamamaya üzüldüm. Sadece ilk yarıda 4-5 pozisyon var Garry, Henry ve Sinan ile girdiğimiz. Futbolun kuralı pozisyona girmek değil işte, o pozisyonu sonuca götürmek. Porto neredeyse hiç top oynayamadan tek pozisyonu sonuca götürebildiği için 3 puanı attı cebine. Kaybetmek kötü ama böyle kaybetmek daha acı. İyi tarafından bakarsak geçen hafta dediğim gibi "deplasman fobisi" diye bir şey olmadığını gördük. İçeride lig sonuncusu Erzurum'a karşı ortaya koyamadığımız futbolu dün akşam Portekiz'de Porto'ya karşı oynadık. Taçlanması için galibiyet gerekli miydi? Evet! Yazık ki olmadı. Şimdi Moskova'da bir maç var, Almanya'da ve içeride Schalke ile iki maç var, bir de Porto ile içeride bir maç var. Dört maçtan 10 puan almamız işten bile değil. Biz bu gruptan çıkacağız inşallah ve bu maç da bir kaza kurşunu olarak aklımızda kalacak. YÜRÜYEDURUN!

The Champioooooonns! #1

Aslında bu sezon Şampiyonlar Ligi serisi yapmayı düşünmüyordum. Ama dün akşam Şampiyonlar Ligi Müziği statta çalmaya başladığı anda hissettiğim duygu ve tüm vücudumda oluşan heyecan titremesi neticesinde susamayacağıma karar verdim. Gönlüm ister ki, her maç bir öncekinden daha başarılı olsun gözümün nuru Galatasaray. Spoiler alert: 3 sezon ardından ilk Şampiyonlar Ligi maçının, 3 puanının 3 golle gelen galibiyetin hatırına biraz fotogaleri gibi olacak. Başlıyorum öyleyse.

Şampiyonlar Ligi s04e06

Sevgili arkadaşlarım bu sezonun sonuna geldik, sezon finali tüm sezon finalleri gibi tatsızdı. Artık bu maçı alırız dediğimiz anda maçın 1-1 bitmesi böyle tam manasıyla sezon finali gibi oldu. Niye böyle oldu sorusunun cevabı çokça beceriksizlik, çokça boş vermişlik ve bir lokma da kısmetsizlikti. Yasin ve Burak'a kızdığım bir akşam oldu çoğunlukla. Selçuk ve Poldi'nin deli gibi çabaladığı anları çıkarırsak maçtan geriye bir şey kalmıyor. Takımdaki ciddi eksiklikler artık yadsınmayacak kıvama geldi ki ben bile pembe gözlüklerimi çıkarıp bu takımın ofansif çalışacak bir adama, gol atacak bir adama ve defansta hava toplarını alacak bir adama ihtiyaç duyduğunu görebiliyorum. Maç esnasında değil maç sonunda ıslık süper fikir. Düşünenin aklından öpeyim. Dursun Özbek nolur gitsin, rahat bıraksın bizi.
Seneye we are back bitches diyerek görüşmek üzere hoşçakal die meister, die besten, the champions...

Şampiyonlar Ligi s04e05

Şampiyonlar Ligine vedamızı resmi olarak son maçta edecek olsak da dün akşamki 2-0'lık Atletico Madrid mağlubiyetinden sonra kağıt üzerinde veda ettik. Üst üste 4. sezon şampiyonlar ligi vizesi almış olmak dışında bu seneki şampiyonlar liginin bizim için maalesef hiçbir anlamı yok. Bilhassa dün akşamki maçın ardından... Atletico mu çok iyiydi biz mi çok kötüydük konusuna girmek istemesem de basit matematik der ki, sahadaki iki takımda da 11 futbolcu varsa, bir takımın sahanın bir kısmında çoksa, diğer takımın da başka bir kısmında çok olması gerekir. Oysa dün akşam işin rengi pek de öyle değildi. Yenileceğini bile bile sahaya çıkmak ne diye sorulsa, cevap dün akşamki Galatasaray olurdu sanırım. Mustafa Denizli nasıl etki eder, neleri değiştirir bilmem ama, işinin çok olduğunu -en azından psikolojik olarak- düşünüyor ve kolaylıklar diliyorum. 

Şampiyonlar Ligi s04e04

Elden kaçan fırsat büyük olacak yine. Atletico, Astana ile berabere kalmış. Senin eline lider olma şansı geçmiş. Hadi kazanamadın, kısmet olmadı kabul. Ama 90+2'de şu pozisyonu yakalayıp berabere kalma fırsatını tepmek nedir? Hele o Burak'la Selçuk'un yedikten sonra cezalı duruma düştükleri kartlara diyecek laf bulamıyorum. Bu kadar olur yani! Gerekir, kart görürsün, kabul. Ama saçma sapan tepkilerle görülen kartlara tahammülüm yok. Dünden beri boşlukta gibiyim. Kızsam mı, üzülsem mi çözebildiğim an önümüzdeki maçlara bakmaya başlayabilirim. Düşünsene, lider olup, ikinciliği garantileyip üst tura çıkma şansı varken elimizde şimdi UEFA bile riske giriyor neredeyse. Böyle de bi gruptayız işte. Karşı karşıya atamamalar, kısmetsizlikler, bişeyler... Yürüyedur be GALATASARAY hadi be...

Şampiyonlar Ligi s04e03

NİHAYET! 
SONUNDA!
FİNALLY!
EVENTUALLY!
ENDLICH!
ENFIN!
INFINE!

Onlarca daha dilde yazabilirdim (teşekkürler translate.google.com) ama suyunu çıkarmayayım dedim. Galatasaray Şampiyonlar Ligindeki 3. maçında dün akşam Benfica'yı yendi. Kaybedilen 5 puandan sonra alınan 3 puan o kadar iyi geldi ki bize... Maçın 2. dakikasında gol yedikten sonra takımın ayılması, nerede olduğunun farkına varıp oynamaya başlaması ve önce Selçuk'un sonra da Poldi'nin gol atarak 2-1 kazanmamız tek kelimeyle harikaydı! Takımın geri dönebilmesi güzel bir özellik demiştim son lig maçından sonra. Önemli olan geriye düşmemek artık. Çünkü son maçlarda güzel bir kazanma alışkanlığı kazandı takım ki bunu koruyabilirsek nefis olacak. Şimdi pazara odaklanıp yürüyedur GALATASARAY!

Şampiyonlar Ligi s04e02

Söyleyecek bişey yok. Yaşadıklarımız, bize yaşatılanlar reva değil. Ama taa en başından, efsane giden takımı bozup bu hale gelmesine sebep olanları da affetmek mümkün değil. Başarılı giderken sidik yarıştıran eski başkan ve hoca, sonra ikisine de kalmayan Galatasaray... Denecek hiçbir şey kalmadı. Bu saatten sonra nereye gider bilmiyorum. Tek bildiğim kızgınım. Tek istediğim tanıdığım Galatasaray'ın geri getirilmesi. Başı öne eğilen değil arşa kadar yükselen Galatasaray'ın... 
ps: Astana ile 2-2 berabere kaldığımız için değil, dünden beri yaşananlar için yazdım bu yazıyı aslında.

Şampiyonlar Ligi s04e01

İlk maçtır günahı olmaz demek istiyorum ama biraz kısmetsizlik, BAYAAA BECERİKSİZLİK, biraz da yanlış tercihler yüzünden Şampiyonlar Ligindeki 4. sezonumuzun ilk maçından 2-0 mağlup ayrıldık. Bize bu maçtan geriye kalan da yukarıdaki nefis koreografi oldu. Nolur yürüyedur GALATASARAY, isteyince çok güzel yürüyosun akşam gördük. Nolur yürü, YÜRÜ ULAN :(

Şampiyonlar Ligi #6

Bu sezonki Şampiyonlar Ligi maceramız kısa sürdü. Ünal Aysal ve Fatih Terim'in "kurumsallık" savaşının altında ezilen takım önce Mancini sonra da Prandelli ile yaşadığı kimlik bunalımından maalesef sağ çıkamadı. Kabahati çok uzakta aramamak gerekiyor bazen. Birisi gitmesine izin veriyor diğeri de kalmak istemediği için gidiyor. Verilen sözler yalan oluyor ve kurumsal Galatasaray'ımız böyle Tarık gibi Sinan gibi bombalarla dolu bir mayın tarlasına dönüşüyor. Dün akşam Galatasaray Arsenal'den yine 4 gol yedi. Benim hatırladığım en başarısız Şampiyonlar Ligi performansıydı bu sezon yaşadığımız. 6 maçta yediğimiz gol sayısı 18 (on sekiz). Kalp kırıklığımızın bir tarifi yok. Üzücü. Ama güzel tarafından bakmak gerekirse Hamza Hocanın gelişiyle takımda gördüğüm bişey var... Mancini/Prandelli geldiğinde göremediğim, ne kadar çabalasam da yakalayamadığım bir ışık. Dün akşamki 4 gole rağmen o ışık hala sahadaydı. Yapılması gereken komple lige odaklanıp gelecek sezona yine Şampiyonlar Ligi mirasını bırakabilmek. 
Son söz de yukarıdaki fotoğrafa... Sneijder'de farklı bişey var. Yabancı olmasına rağmen "oğlumuz" yada "Galatasaray'ın çocuğu" tabirlerinin hiç yabancı olmadığını fark ediyorum bazen. Şu fotoğraftaki hüznün, acının yansıması ise kalplerimizde.
Canın sağolsun Galatasaray. Sefan da bizim cefan da...

Şampiyonlar Ligi #5

Sefası da bizim cefası da kabul. Lakin insan olanda biraz iş ahlakı olur. Kurumsal yapı deyip 3 ay sonra gitmez, Galatasarayın çocuğuyum deyip 2 ay sonra gitmez, ben bu takımın kaptanıyım deyip sahada yolunu kaybetmiş göçebe gibi gezmez, kovulsam da gitmem deyip kovulmadığı halde gitmez, bu takım onların değil bizim. Kimse artık kimseyi kandırmasın. Olmayacak desin herkes. Başaramıyoruz desin. Bokluk bizde desin. Kabulüm. Ama nolur artık yoluna girsin her şey. Sarıyla kırmızıyı yine hak edenler temsil etsin. Benim taraftar olarak tek temennim budur. Şampiyonlar Ligi macerası bu sene için burada bitti. Umarım gelecek seneyi etkilemeden bu seneyi kazasız belasız bitiririz. Allah yolunu açık etsin bu işte payı olan herkesi. Ama bu kadar üzüldüğüm için hiçbirine hakkım helal değil.

Şampiyonlar Ligi #4

Nasıl ötelediysem o günün yaşandığını bloga eklememişim bile! Evet arkadaşlar Galatasaray Dortmund'dan yine 4 gol yedi. Normal hayatlarımıza geri dönebilir miyiz?
(Bu yazı yazılmayı unutulduğu için gelecekten yazıldı)

Şampiyonlar Ligi #2

Maça giderken, evden çıktığımızda konuştuk daha. Heyecan var da, kaç yer döneriz acaba dedik. Tüm gün leyla gibi gezmemin bi sebebi daha varmış. İçime mi doğdu yoksa dertlenmeye gündüzden başladığım için mi böyle mi oldu bilmiyorum. Tek anladığım iyi değiliz. Bu sezon aslında hiç toparlanmadık. Aksine sürekli geriye gidiyor takım. Tercihler noktasında, takımın birbirini tanıması noktasında çok katedilmesi gereken yol olduğunu düşünüyorum şahsen. Zira ilk yarıda, aynı noktadan, aynı taktikle yenilen 3 golün başka bir izahı olduğunu zannetmiyorum. Takımın en zeki adamının ön libero mevkisine kapatılarak defansif oynatılmasını algılayamıyorum. 
Ama en çok anlamadığım şey, zaten yenileceğimizi bile bile gittiğimiz maçın sonunda gördüğümüz skorda neden bu kadar dağıldığım. Adam takımın teknik direktörü, istifa edip gidiyor. Bi diğeri başkanı, kurul kararı alıp gidiyor. Kaptanı, transfer olup gidiyor. Ben? Ben taraftarlıktan niye gidemiyorum biri bunu açıklasın ya! Durduk yere dertlenmelerin bi sonu olmalı. Sondan bi önceki söz; tüm hafta boyunca ben dahil 2000 ruhu diye bik bik ettik durduk. Ve tersten tutturduk 2000 ruhunu (bu sefer Arsenal 4-1 kazandı) Bu Allahın bize, "alın verdim belanızı" deme şekliydi. Son söz; mor forma şahane değil miydi yaaaa (bak hala dileniyo hala taraftarlık yapıyo, salak yemin ederim geri zekalı bu çocuk) 
Yürüme ulan Galatasaray. Na öyle mıh gibi dikil. Sakın yürüyüp şu insancıkları mutlu edeyim deme. Aferin.

Şampiyonlar Ligi #1

Fark ettim ki anmamışım adını dünyanın en güzel liginin. 2 gün geçmiş üstünden. Takıma olan kırgınlığım nihayet geçti. Nihayet sakinleşebildim. Dünyanın en romantik taraftarı olan beni bile delirttiler yemin ederim. Oğlum siz niye böyle yapıyonuz diye karşında muhatap bulamadan sinirlenmek çok kötü ya. İlk maçtır günahı olmaz dedik sustuk geçtik. Ama her şeyin bi sonu var. Salı gecesi gördüm ki benim sabrımın bile. Şu adamın didinip yaptığı asist olmasa, hiç umudum kalmayacak da yine de tutunacak bişey buluyor kalp çok sevince. Huuuuff içimdeki romantik yine hortladı toparlayayım. Bu takımdan değilse de hocadan umutluyum bu kez. Sanki toparlayacak gibi hissediyorum. Kalbim temizdir inşallah. Yürüyedur Galatasaray, nolur be, yürü de mutlu olalım. Senden başka tutunacak dalımız kalmadı ulan bari sen yürü.

Şampiyonlar Ligi vol.8

Bazen sadece seyredersin...
Bu seneki Şampiyonlar Ligi maceramızın sonuna geldik. Hayrını görün.

Şampiyonlar Ligi vol.7

Şimdi yukarıda Allah var, şahsen çatır çatır oynayıp 2 farklı kazanmak suretiyle Londra'ya gitmeyi ve ordan da United ile eşleşip yarı finale yürümeyi hayal ediyordum. Kurduğum hayaller değişti mi? Tabii ki hayır! Biraz daha zor olacak ama güzel olacak, hissediyorum. Maça başlanan kadro şahsen beni şaşırtmıştı. Şaşırmakla kalmayıp golü erken yediğimiz an kızmaya da başladım işin kötüsü. Fakat Mancini Allahtan yaptığı hatayı kabul ederek Yekta'yı oyuna almakta gecikmedi. Maçın kırılma anı oydu. Kalan 60 dakikada Chelsea'ye havlu attıracak kadar iyi bir Galatasaray vardı sahada. Bir gol attı saymadılar, bir gol atacaktı direğe takıldı, artık üçüncü pozisyonda Chedjou sağolsun; yine bir Şampiyonlar Ligi maçında yine korner golünü atarak takımı 1-1'lik beraberliğe taşıdı. Sonuçta maç da 1-1 bitti. Şimdi 18 Martta Londra'da maç. Bakınca skor avantajı bizde. Yani 0-0 ve mağlup olmak dışındaki tüm skorlar Galatasaray'ımın işini görüyor. Gönlümden geçen ilk yarı 0-0 bitsin, ikinci yarının ortalarında (65-75 dakikalar arası) bir gol bulalım ve otobüsü kalenin önüne çekip maçın bitmesini bekleyelim. Sonra da kurada Manchester - Olimpiakos eşleşmesinin galibi gelsin diye dualar edelim. Hadi be Galatasaray güldür yüzümüzü! Yürüyedur GALATASARAY!