Oh beee! Ne maç oldu, ne güzel oldu, nasıl tatlı tatlı kazandık ite ite tertemiz. Canlarım benim. Galatasaray dün akşam Kayserispor'u ağırladı Sami Yen'de. Maçın ilk yarısında Mauro'nun 3, Milot'nun tek golüyle 4-0 öne geçtik. İkinci yarıda da Nicolo ve Kerem'in birbirinden nefis 2 golüyle 6-0 kazandık. Maçın tamamında zaten üstün olan taraf Galatasaray oldu. Böyle güzel ve arzulu oynadığı zaman bu takımın ligde yenemeyeceği takım yok, bunu bir kez daha görmüş olduk. Maçta Mauro 3 gol atmış olmasına rağmen benim için maçın adamı Milot. O kadar arzulu bir performans koydu ki ortaya, aklım çıktı çocuğa bir şey olacak diye. Nazara inanmak. Haftalardır eleştirdiğim Kerem'i özellikle frikik golünden dolayı kutlamayı bir borç bilirim. Bir cümle de hakem konusunda yazacağım. Hakemler Galatasaray maçlarına direkt sonuca etki edecek şekilde müdahil oluyorlar. Bu maçta da Lucas'ın penaltı kazandırdığı pozisyonda VAR'dan "lütfen" gidip izleyerek verdiler penaltıyı, ama o noktada zaten Galatasaray 2-0 öndeydi. İlk yarının sonunda da Victor'un rakibe ceza sahası dışında bir müdahalesi var ki bence kırmızı verilmesi gerekiyordu. Verilmedi. Konya maçında, Adana maçında verilmeyen kartlara, Başakşehir maçında verilmeyen penaltılara saysınlar. Galatasaray'ın önüne geçmeye çalışanların geçememesini dilerim tüm kalbimle. Şampiyonluğa 8 maç kaldı. Şen ola Cimbom, şen ola!
Günlerden Galatasaray #27
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
4/15/2023 11:00:00 ÖÖ
The Sopranos | 1999 - 2007
BluTv'de birkaç kez reklamlarını gördükten sonra Imdb puanına baktım. Bakmamla birlikte 9.2/10'u gördüm ve büyük bir şaşkınlık yaşadım. 9.2 epey yüksek bir puandı ve hiç duymadığım bir diziyi merak edip izlemeye başlamam için güzel bir sebepti. İlk bakışta bir erkek dizisi gibi görünse de kendi içinde derinliği olan bir iş olduğunu fark ettim ve her akşam bir bölüm izleye izleye diziyi bitirdim. Öyleyse başlayalım mı?
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
4/06/2023 11:00:00 ÖÖ
Günlerden Galatasaray #26
Önce tersleneyim biraz. Birincisi; takım maçın çoğunda Mauro ile sonra da Bafe ile sahadaydı. Forvetleri topla buluşturamama becerisini bir türlü geri kazanamadı bu takım dünya kupası arasından sonra. Talihle, kişisel beceriyle atılan goller ve kazanılan puanlar var kabul. Ama bu şekilde kaç maç kazanırsın, soru işareti? İkincisi; Konya maçında da bahsetmiştim, mağlubiyeti Kerem'e bağlamak ne kadar doğru demişti bir arkadaşım. Galip gelmişken daha rahat söyleyeyim Kerem'in de biraz savruk olduğunu düşünüyorum. Uslanmaz bir Yunusçu olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki evlatcanım oyuna girdikten sonra Kerem'in yapamadığı her şeyi yaptı. Kerem'i seviyorum, yalnız bu özellikle sosyal medya üzerindeki "iftarını açtı x takımı da üzerine tatlı olarak yiyecek" goygoyunun mevzuyu jinxlediğini düşünüyorum şahsen. Gelelim şımarıklığa... Takımda forvetler gol atamadığında ortaya çıkan orta saha oyuncularından çok memnunum. Nicolo görece gole daha yakın ve zaten penaltıyı gole çevirdi. Fakat Fred'in golü... Tam bir sürpriz oldu hepimiz için. Ve bilirsiniz ki bazı şampiyonluk alameti maçlardaki sürpriz goller de hep hatırlanır. Son olarak Dries; bıraktığı yerden hiç ayrılmamış gibi devam ediyor. O bu takımın yalnızca 10 numarası değil, hem beyni hem de kalbi. Eh benim için de öyle, yalan yok. Neticede Adana'yı 2-0 ile geçtik ve arkadan gelen iki takımın birbirleriyle oynayacağı haftayı kayıpsız kapattık. Şen ola Cimbom, şen ola!
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
4/02/2023 11:00:00 ÖÖ
Dostluk Üzerine | Cicero
İlber Hoca'nın sanıyorum İnsan Geleceğini Nasıl Kurar veya Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitaplarından birisinde geçiyordu öneri olarak. Okurken listeye eklediğimi hatırlıyorum. Körlemesine okumayla kendimi şaşırtmaktan hoşlanıyorum galiba. Öyle ki kitabın kapağında Latince - Türkçe yazınca aklıma hiç gerçekten Latince içerik olacağı gelmemişti ne yalan söyleyeyim. Sonra kitabın sol sayfalarının Latince, sağ sayfalarının ise Türkçe olduğunu görünce sırf merakımdan ve Latinceye duyduğum hayranlıktan yapıştım kitaba. Okurken kelime anlamlarını çıkarmaya çalıştım, bulmaca çözer gibi kitap okuma fikri keyifliydi itiraf etmem gerekirse. Antik Roma'da bir devlet görevlisi Cicero. Kitabı diyalog şeklinde kaleme almış. Bir grup insanın oturup sohbet ederek dostluğu kendilerince ifade edişlerini okuyoruz kitapta. Dostluğun kıymetinden, dostların vasıflarından, Cicero'nun yarattığı karakterlerin dostluktan beklentilerinden bahsediliyor. Yine de hayal ettiğim seviyede değildi. Diyalogun hakim olduğu bir kitabın tek nefeste bitmesi gerekiyor kağıt üzerinde. Ama olmadı işte. Kitap aslında 40 sayfadan oluşuyor. Ama 40 sağ sayfa. 40 sayfanın Latincesini incelemekten akıcı şekilde okuyamadım kitabı. Bir gün orijinalinden okuyup anlamayı dilerim. Kitabın bendeki baskısı İş Bankası Kültür Yayınlarından, 120 sayfa ve 26 TL.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
4/01/2023 11:00:00 ÖÖ
Gece Yarısı Kütüphanesi | Matt Haig
Bilimin kurgusundan ve fantastik işlerden pek hoşlanmıyorum okuma yaparken. Bu kitap da bir dönem gerçekten herkesin elinde gördüğüm fakat fantastik olduğundan hiç yaklaşmayı düşünmediğim bir kitaptı. Hediye olarak gelince okuma sırasına girdi ve dün itibariyle de bitti. Güdülerim bana kitaba yaklaşmamamı söylemişti ya, haklılarmış. Çarpılarak okuduğum bir kitap olmadı yazık ki. Neticede de sıradakine geçmek için seri şekilde okudum. Kitabı hala okumayanlar varsa şöyle bir hikayesi mevcut; Nora isimli bir genç kadın kitabın baş karakteri. Nora bir gece kendine acımaların ardından intihar ediyor. Buraya küçük bir parantez açayım. Sanıyorum kitaba baştan ısınamayışımın sebebi bir kadının böyle güçsüz durumda görünüp kendine acıması ve yaşamına son vermek istemesi. Depresyonun varlığına ve gücüne kesinlikle inanıyorum ama ben yapamam, ben edemem, eziğin tekiyim kafasını kabullenmeye karşıyım. Neyse intiharın ardından ölmüyor Nora. Arafta kalıyor. Araf da kitaba adını veren Gece Yarısı Kütüphanesi. Bu kütüphanedeki kitaplar Nora'nın hayatının paralel evrendeki karşılıkları. Her yaptığı tercihin sonucu olan bir hayat var ve kitabın tamamında o hayatlar arasında geziniyor, en iyi halini bulabilmek için. Aslında bu "paralel evrenler" konusu sıklıkla düşündüğüm, okuma yaptığım, ilgimi çeken bir konu fakat dediğim gibi baştan sevemedim ben Nora'yı. Kitabın devamını da etkiledi ister istemez bu hal. Kitapla ilgili enteresan bir anekdotla bitireyim. Goodreads'de 2020 yılının en iyi kitabı seçilmiş. Pandemi etkisi herhalde. Neyse kitabın bendeki baskısı Domingo'dan, 283 sayfa ve 76 TL.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
3/27/2023 11:00:00 ÖÖ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



