Günlerden Galatasaray vol.5

Yazıyı dün gece yazsaydım, "bayram şekeri gibisin Galatasaray, seni yerim" derdim yüksek ihtimalle. Maçın gazıyla, galibiyet sarhoşluğuyla... Gel gelelim sarhoşluk geçip mantık tüm baş ağrısıyla karşıya çıkınca işin rengi bi tık değişebiliyor. Dün akşam Galatasaray yine farklı bir 11 ile sahadaydı. Zamanında takımı tanımıyor diye hazırlık maçı yaptırmayan teknik heyet, lig maçlarını deneme tahtası yapmaya devam ediyor maalesef. Bize düşen beklemek, kabul. Beklerken puan kaybı olmazsa şahane, o da kabul. Fakat karşılaşılan takımlar çok über takımlar değil, puan kaybı yaşanmamasının da sebebi bu maalesef. Bir de değinmekte fayda var, paslaşmalar başarılı, takım aheste aheste de olsa rakip kaleye güzel ilerleyebiliyor zaman zaman. Ama şunu kabul etmek lazım ki son vuruşlar ve son pas tercihleri yapılırken hatalar çoğalmaya başlıyor. Bu maçı kazandık, lafını etmiyoruz. Bir dahaki maç aynı kısmet çıkmayabilir karşımıza. İşte o zaman "Burak kaçırdıklarının yarısını atsaydı..." yada "Selçuk, Burak'a pas yerine kaleye vursaydı..." şeklinde hayıflanmalar yaşarız ki, bu hem bizi hem de takımdakileri ziyadesiyle yıpratır. 
Bayramın ilk gününde, Kayseri Erciyes karşısında Burak ve Wesley'nin golleri ile 2-1 galip geldik. Kötü de oynasanız, deplasman galibiyeti candır. Yürüyedurun.

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

O kadar çok övüldü ki bu kitap deli gibi merak edip, müthiş bir heyecan duyarak almıştım. Ama kitabı okumaya başladıktan sonra kitap elimde 2-3 hafta kadar süründü, en son sırf bitirmiş olmak için bitirdim. Şimdi düşünüyorum da ya kitap çok fazla abartıldı ve bendeki beklentiyi yükselttiğinden beğenmedim ya da hakikaten boş ama gençlerin seveceği türden bir kitap olduğundan bana hitap etmedi. Bir kere kitaptaki Maria Puder karakteri hayatımda en çok kızdığım kadın tipi. Dengesiz, ne istediğini bilmeyen, bi an çok seven başka bi an yok olmuyor diyebilecek biri. Jönümüz Raif ise, hayatta en çok kızdığım erkek tipi. Pısırık, hayatında hiçbir şeyi başaramamış, şehirler, ülkeler bile değiştirse kafası yerinde olmayan adeta bir leyla. Kitabı paralamadığıma dua ettim bitirdikten sonra. Kitap bir noktadan sonra akmadı. Sırf bitsin diye okudum. Bu kadar kötülemeye neden blogda diye soran olursa, okuduk, ben ettim siz etmeyin diye atmak istedim. 160 sayfalık kitabın liste fiyatı 11 TL.

Şampiyonlar Ligi #2

Maça giderken, evden çıktığımızda konuştuk daha. Heyecan var da, kaç yer döneriz acaba dedik. Tüm gün leyla gibi gezmemin bi sebebi daha varmış. İçime mi doğdu yoksa dertlenmeye gündüzden başladığım için mi böyle mi oldu bilmiyorum. Tek anladığım iyi değiliz. Bu sezon aslında hiç toparlanmadık. Aksine sürekli geriye gidiyor takım. Tercihler noktasında, takımın birbirini tanıması noktasında çok katedilmesi gereken yol olduğunu düşünüyorum şahsen. Zira ilk yarıda, aynı noktadan, aynı taktikle yenilen 3 golün başka bir izahı olduğunu zannetmiyorum. Takımın en zeki adamının ön libero mevkisine kapatılarak defansif oynatılmasını algılayamıyorum. 
Ama en çok anlamadığım şey, zaten yenileceğimizi bile bile gittiğimiz maçın sonunda gördüğümüz skorda neden bu kadar dağıldığım. Adam takımın teknik direktörü, istifa edip gidiyor. Bi diğeri başkanı, kurul kararı alıp gidiyor. Kaptanı, transfer olup gidiyor. Ben? Ben taraftarlıktan niye gidemiyorum biri bunu açıklasın ya! Durduk yere dertlenmelerin bi sonu olmalı. Sondan bi önceki söz; tüm hafta boyunca ben dahil 2000 ruhu diye bik bik ettik durduk. Ve tersten tutturduk 2000 ruhunu (bu sefer Arsenal 4-1 kazandı) Bu Allahın bize, "alın verdim belanızı" deme şekliydi. Son söz; mor forma şahane değil miydi yaaaa (bak hala dileniyo hala taraftarlık yapıyo, salak yemin ederim geri zekalı bu çocuk) 
Yürüme ulan Galatasaray. Na öyle mıh gibi dikil. Sakın yürüyüp şu insancıkları mutlu edeyim deme. Aferin.

İz - Canan Tan

Piraye'nin hatırına yapıştığım ikinci Canan Tan kitabı oldu İz. Piraye'nin o naif hikayesinden sonra yine naif, fakat bu kez bir polisiye bekliyormuş beni. Polisiyenin bile duygusalını yapmış Canan Tan. İdealist bir avukat olan Verda, arasının açık olduğu babasına veda edemeden kaybediyor babasını. Hem de hiç beklemediği, babasına yakıştıramadığı bir şekilde, intihar etmesiyle... Yediremez içine ve başlar babasının izini sürmeye. Babasını, babasının dostlarını, etrafındaki tüm insanları sorgulayıp yeniden tanımaya başlar. Piraye kadar olmasa da yine de başarılı bir kitap. Polisiye sevenleri kitapta tutmayı başarıyor merakı canlı tutarak. Ben kitabın cep boyunu aldım. Kitabın cep boyu 480 sayfa ve liste fiyatı 9.90.