Livaneli kitapları okurken hissettiğim o ruh doygunluğunu hiçbir kitaba değişmem. Kalitesiyle verdiği hazzın tarifini ancak onu okuyanlar anlayabilir ve ben Livaneli kitabı okurken kendi gözümde daha kıymetli oluyorum. Konstantiniyye Otelini okumaya başlamadan önce okuduğum son Livaneli kitabı Gölgeler'di ve orada bu kitaba epey atıfta bulunmuştu Livaneli. Açıkçası Gölgeler'den sonra Livaneli okumaya bir parça ara vermiştim çok içime sinmediği için. Ama keşke daha önce okusaydım diyorum şu an. Çünkü Livaneli tüm tuşlara basarak bölüm geçmeye çalışmış gibi yıllarca heybesine doldurduğu tüm anekdotları yazmış kitaba. Roma döneminden Bizans'a, Osmanlı'dan yazarlara, tarihi eserlerden şehir efsanelerine binbir türlü bilgi var kitapta. Öyle ki yer yer arama yaparak kitaba ara vermek durumunda kaldım. Kitap Zehra isimli karakterin bir davette bayılması ile başlıyor ve neticede aynı akşamın sonunda nihayete eriyor. Fakat arada anlatılan envaiçeşit hikaye ve karakter var. Bu kadar hikaye ve karakterin birbirlerinden kopmadan derli toplu ilerliyor bunun için bile önünde saygıyla eğilirim. Doğan Kitap tarafından basılan eser 480 sayfa ve 34 TL. Okumayı unutmayın.
Konstantiniyye Oteli | Zülfü Livaneli
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
11/26/2018 11:00:00 ÖÖ
Kitlelerin Afyonu (mudur)?
Futbol...
Aslında Galatasaray...
Kenan Doğulu'nun dediği gibi "birdenbire hayatımın tümü oldu". 8-9 yaşlarında bilinçli olarak futbol izlemeye ve Galatasaray taraftarı olmaya başladım bir iddia sonucunda (ne kadar da sözünün eri bi kız). O gün bugündür hazırlık maçları dahil 22-23 senedir bilinçli olarak Galatasaray izliyorum. Bu akşam bir şey fark ettim ve bunu yazmak istedim acaba sadece ben mi böyle düşünüyorum yoksa başka birilerini de bu noktada yakalayabilir miyim diye... Öyleyse başlayalım.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
11/25/2018 07:00:00 ÖS
Günlerden Galatasaray #13
Futbol konuşmanın anlamsız olduğu günlerdeyiz aslında. Buraya ne yazsam boş... Fernando dönmüş, Yuto iyileşmiş, çoluk çocuk sahaya iniyor kağıt üstünde işler yoluna giriyor gibi. Galatasaray kendisine verilen haksız cezalara, yaşadığı sakatlıklara ve tüm eksiklerine rağmen sadece ve SADECE futbol oynamak istiyor. Fakat insanlar engeller koyuyor önüne Galatasaray'ın. Bir şekilde öne geçtiği maçta şapkadan bir penaltı çıkarılıyor ve maç berabere bitiyor. Hem de tamamen uydurma bir pozisyonla, tereddüt bile edilmeden, kendi getirdikleri teknolojiyi bile kullanmadan... Bunun adı haksızlık ve ben haksızlığa tahammül edemiyorum. Bunlar değişmeyecek, göstere göstere devam edecek böyle davranmaya. Biz de sevgi kelebekleri gibi buralarda çabalamaya devam edeceğiz. Yazık! Verilen emeğe yazık! Harcadığımız zamana, paraya, döktüğümüz gözyaşlarına, hırslandığımız anlara yazık! Galatasaray 1-1 Konyaspor. Alın şampiyonluğu başakşehirinize monte edin. Hayırlı olsun.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
11/23/2018 11:00:00 ÖS
Sevginin Son Dileği | Debbie Macomber
Bu tür kitaplar benim için guilty pleasure kategorisinde aslında. Okumamam gerektiğinin farkındayım, daha güzel kitaplar okuyabileceğimi, bana kendimi daha kaliteli hissettirecek kitapların elimde olduğunu biliyorum fakat kendime engel olamıyorum. Daha önce birden fazla kitabını okumuştum Macomber'in ve kitap fuarında güzel indirimini görünce dayanamadım. Kitapta eşi kanserden ölen Michael'ın eşinin ölümünün birinci yılında hayata devam etmeye başlayışının hikayesi anlatılıyor. Sevdiğini kaybetme, hayata yeniden tutunma ve mektup işin içine girdiğinden Not: Seni Seviyorum filmini anımsadım sıklıkla. Fakat filmi izlerken olduğu gibi böğürerek ağlama masada değildi tabii ki. Ucuz bir romantik komedi kitabıydı özetle. Martı Yayınları tarafından basılan kitap 464 sayfa ve fiyatı 27,50 TL. Bu türle ilginiz yoksa yaklaşmayın bile.
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
11/20/2018 11:00:00 ÖÖ
O Muydu? | Stefan Zweig
Araya kıramayacağım kitaplar girince, biraz ara vermiştim Zweig kitaplarına (neredeyse 1 ay). Dün sabah başladığım kitabı öğle saatlerinde (bitmesin diye gözümün önünde tutmamış olmama rağmen) bitiverdi. Kitapta Limpley isimli bir karakterimiz var. Bu karakter epey coşkulu biri Kitabın kapağında da gördüğünüz gibi mutluluğunu görgüsüzce ortalığa saçıyor hatta. Komşusunun ağzından dinliyoruz Limpley'in hikayesini. İngiltere'nin kırsalında geçen huzurlu bir hikaye olarak başlıyor ki Zweig'in psikolojik durumunu (intihar etmesi, yaşadığı dönemde bir dünya savaşı ile burun buruna gelmesi vs.) düşününce muhtemelen gençliğinde falan yazdı, bu kadar optimist şen şakrak bir kitap yazmış olamaz demiştim. Her zamanki gibi erken karar vermişim. Evet, mutsuz hatta fecaat ile biten bir kitap olmuş. Fakat müthiş kurgusuyla ve yine yeniden nefis betimlemeleri ile o feci sona üzülemiyorsunuz bile. Sadece kitabın mükemmelliğinin tadı kalıyor damakta. Yattığı yer nur olsun, kitaplarının sonu gelince ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Bir de not; ben genelde Zweig kitaplarını İşbankası Yayınlarından alırım. Bu kitabı Can Yayınlarından almışım iyi ki de... Çünkü kapak tasarımı ve çevirisiyle çok başarılıydı. Sadece 56 sayfa olan bu kitap yine sadece 6 TL. O K U Y U N!
Sevgili
Serapbenbuyrun
tam şu anda yazıvermiş
11/16/2018 11:00:00 ÖÖ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




