Serap'a dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serap'a dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2024'te Neler Oldu?

Selamlar, sevgiler.
Gelin şahsi tarihimin 2024 yaprağını bir hızlıca gözden geçirelim. Ben hatırlayayım, kişisel tarihime not düşeyim, size anlatayım, siz de şahit olun. Özet geçmek gerekirse, yıl güzel başladı, güzel bitti benim adıma. Detay isteyenlerle yola devam edelim istemeyenleri üç hayırla uğurlayabiliriz. Şimdiden mutlu seneler dilerim!

2023'te Neler Oldu?

2023 yılı almanak yazısına hepimiz hoş geldik! Yıllık şahsi muhasebemi yaptığım ve bir yılbaşı klasiği olan bu yazıdan hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Geçen gün ömürdendir diye güzel bir laf okumuştum. Hem her günün biricik ve kıymetli olduğunu anımsatıyor bu cümle bana hem de ömrün bir kum saati gibi ters çevrilip biz farkında bile olmadan akıp gittiğini. Biraz depresif, biraz gülücüklü, boşa gitmediğini temenni ettiğim bir yıl oldu 2023. Ana hatlarıyla biraz detaylandırmayalım mı?

2022'de Neler Olmuş?

Arkadaşlar, dostlar, çok kıymetli Romalılar! Yine, yeni bir yılı daha devirmenin mutluluğu (?) içerisindeyim. İnsan gerçekten hayret ediyor. 2021'in kritiğini yaptığım yazıyı daha dün yazmış gibiyim, üzerinden tam bir yıl geçmiş. Bugün, dijital günlüğüm olan blogumda, istedim ki geride kalan yılı bi temize çekeyim. Neler görüp geçirdiğimi düşüneyim, güleyim, kızayım, ağlayayım, mutlu olayım yeniden. Muhasebemi yapmanın ardından da yeni yıl için dileklerimi de paylaşarak bitireyim. Bakalım neler olmuş. Buyursunlar.

2021'de Neler Olmuş?

Eveeeeet. Yıl yarın bittiğine göre geleneksel iki yazımdan yıla veda yazısına başlayayım dedim. Bakalım ne ekşınlar çevirmiş, nerelerde fink atmış, neler okumuş, kimleri dinlemişim. Bu beni niye ilgilendirsin diye düşünenler olabilir, haklıdırlar. Buraya yazdığım her şey gibi geride bıraktığım yılla ilgili yazdığım bu almanak kılıklı yazı da tarihe düştüğüm bir nottur. Avrupa Yakası Dilber gibi, ben bunları buraya koyarım beğenen alır gider beğenmeyen bırakır kaçar. Haydi, başlayalım!

Ölüm

Başlığın iç karartıcı olduğunun farkındayım. Bu konuyu konuşmak bile benim için bir tabudur, o derece uzak kalmaya çalışıyorum. Fakat bugün, istiyorum ki korkularımdan kurtulmak için onların üzerine gideyim. Asla, asla dememek gibi, kaçındığım bu konuda birkaç cümle çıksın parmaklarımdan. En azından bir sonraki taziyem için daha dik durabileyim. Bakalım neler çıkacak? Ben merak ediyorum, yetmez mi? Bence yeter!

Romantik Körelme

Nedir romantik körelme, ben bu körelmeyi yaşıyor muyum, neresindeyim, ne zamandır böyle hissediyorum, bu yola nasıl girdim ve en mühimi bundan sonra yeniden romantik görmeye başlar mıyım? Hadi konuşalım.

2020'de Olan 2020'de Kalabilir Mi Lütfen?

Biliyorum, hepimiz için çok kötü bir yıldı. Hayat özellikle o maskeler yüzünden burnumuzdan geldi, kabul. Ama artık bitiyor. Yarın son. Umuyorum 2021'de öncelikle bu hastalıktan kurtulacağız sonra da hayatımız eski normal ve vıcık vıcık haline geri dönecek. Yine sarılacağız, yine öpüşeceğiz, yine diz dize oturup kahvelerimizi içeceğiz. Sırf bu dilek ve temennilerim sebebiyle cıngıllı bir 2021 gifi bulmak yerine Future'un şarkısını kapak fotoğrafı olarak kullanmaya karar verdim. 2021'den en büyük temennim de budur. Hadi 2020'yi çekiştirelim.

ÖTV Muafiyetli Araç Alma

2020 yılına girerken yazdığım yazıdaki iki dileğimden biri araç sahibi olmaktı. Bu isteğim, geçtiğimiz hafta içinde nihayet gerçekleşti. Ben, benim gibi olanlara yardımcı olmak için araç alma sürecimi her adımıyla buraya aktarmak istedim. Çünkü bu konuda ciddi bir bilgi kirliliği var internette ve ben araştırdığımda hiçbir bilgiye ulaşamamıştım. Mevcut bilgiler hem çok dağınık hem de güncel değil. İstedim ki bu durumda olanlar yılmadan, yorulmadan, yıpranmadan ulaşabilsin her detaya. Engel durumundan dolayı ÖTV indiriminden nasıl faydalanırsınız yazının devamı buna dair olacak. Sormak istedikleriniz olursa yorum aktif. Bildiğim kadarıyla yardımcı olurum. Fakat muhtemelen gerek kalmayacaktır. Hadi başlayalım.

2019'da Olan 2019'da Kalmasın

Bir takvim yılını daha tamamlamış bulunuyoruz. Adettendir geride kalan senenin bir kritiği yapılır buralarda. Neler yapmışım, neler hissetmişim, neler iyi, neler kötü gitmiş, neler izlemiş, neler dinlemiş, neler okumuşum biraz konuşalım istedim. Elbette her blog yazısında olduğu gibi "bundan bana ne" deme şansınız var ama ben yine de anlatmayı seviyorum. Beğenen alır gider bırakır kaçar. Tüm kalbimle iyi seneler dilerim şimdiden. Sağlıkla, huzurla ve mutlulukla! Hadi başlayalım!

Gitme kararı almak

Kafamın içinde zonklayan cümleler oluyor bazı anlarda. Geçen hafta okuduğum Ferzan Özpetek kitabı olan Sen Benim Hayatımsın zonklayan cümlelerden birini ön plana çıkardı. Sezen'in malum şarkıda söylediği "yer nere gök nerede ben neredeyim" cümlesini sevdiceğimden ayrı kaldığım zamanlarda sıklıkla duyuyorum kafamın içinde fakat bu sefer öne çıkan cümle "Ankara'dan nasıl ayrılabildim" oldu kitabın bir bölümünü okurken. Ve istedim ki bu bölüm yalnızca kitapta kalmasın. Başucu yazılarımdan birisi olsun istedim içimi okuyan ve Ankara'dan ayrılma kararını almamı sağladığım dönemi benden daha iyi anlatan bu cümleler... Ferzan Özpetek, sadece bu cümleleri bu kadar büyüleyici ve gerçek yazdığın için bile umarım cennete gidersin. 

Hayat, sana teşekkür ederim.

Biraz önce Galatasaray Türkiye Kupasını aldı. Seremoniyi izledim. Kupa fotoğraflarını kaydettim. Televizyonu kapattım. Bilgisayar karşısında pinekliyorum. Bir mesaj geldi. Zweig kitaplarının serildiği bir masanın fotoğrafı vardı. Sende hangisi yoktu bu kitapların sorusu ile birlikte (biri hariç hepsi vardı tabii ki :D)...

Gece 12'de böyle bir mesaj alıyorsanız, insanlara kendinizi gerçekten güzel anlatmışsınız demektir. Ve size böyle bir mesaj atan insan varsa hayatınızda, gerçekten seviliyorsunuz ve bunu hak etmişsiniz demektir.

Ben ilk gençlik dönemimde sağlık açısından çok şanslı değildim. Birkaç kez bacak kırıkları yaşadım, bir kez köprücük kemiğimi kırdım, aylarca okuldan arkadaşlarımdan uzak kaldım, kazandığım üniversite bölümünü tamamlayamayıp açıköğretimden mezun oldum falan... Ama hep çok sevdim. Herkesi çok sevdim. Şükürler olsun çok da sevildim. Hayatıma bir şekilde dahil olmuş herkes tarafından hem de... Sevmedilerse de güzel rol yapmış olmalılar ki sevilmediğimi hiç hissetmedim. 

Her zaman yaşadığım acıların bir şekilde bana güzellikle, iyilikle, mutlulukla döneceğine inanacak kadar kaderci (belki de saf) oldum. Yine şükürler olsun ki yanılmadım.

Galatasaray'a çok düştüm. Bunun tek sebebi gönlümdeki paylaşılmayı bekleyen o kocaman sevginin taşacağı bir mecra bulamamasıydı. Malumunuz kadınlar bu sevgilerini genelde evlatlarına taşırıyorlar, ben anne olamadım (yaşadıklarımdan sonra çok da umudum yok sanırım). Bu yüzdendir ki Galatasaraylı futbolcular benim evlatlarım oldu. Sakatlandıklarında da hat-trick yaptıklarında da ekran başında göz yaşlarımı tutamadığım çok an yaşadım. 

Yaşadığım hiçbir şeyden pişman olmamaya çalıştım. Allah utandırmasın olmayacağım da inşallah. Hayatıma dokunan herkes için, çektiğim tüm acılar için, yaşadığım tüm mutluluklar için, saçımdaki her beyaz tel için, gözlerimin etrafındaki her çizgi için, iyisi için, kötüsü için, kısacası her şey için hayat, sana teşekkür ederim.

ps: neden bu yazı, neden bu saat? İnanın bilmiyorum. Bildiğim tek şey varsa şanslı bir kadınım vesselam. Okuyan gözlerinizden öperim :)

ps2: yazdığım en kişisel ve bence duygusal yazılardan biri olduğu için kapak fotoğrafı olarak kendimi seçtim :)

2018'in Enleri

Klişelerin hastasıyım gözlerinizin ustasıyım! Geride kalan 365 günü yad etmedikten sonra ne anlamı var ki takvimin, yılın, geçmişin, yeninin falan... En güzel gün henüz yaşanmamış olandır demiş ya Nazım, o hesap, henüz yaşamadığımız o güzel günler gelene kadar şimdilik eskilerini yad edelim hadi. Bakalım 2018 nasıl geçmiş...

Kitlelerin Afyonu (mudur)?

Futbol...
Aslında Galatasaray...
Kenan Doğulu'nun dediği gibi "birdenbire hayatımın tümü oldu". 8-9 yaşlarında bilinçli olarak futbol izlemeye ve Galatasaray taraftarı olmaya başladım bir iddia sonucunda (ne kadar da sözünün eri bi kız). O gün bugündür hazırlık maçları dahil 22-23 senedir bilinçli olarak Galatasaray izliyorum. Bu akşam bir şey fark ettim ve bunu yazmak istedim acaba sadece ben mi böyle düşünüyorum yoksa başka birilerini de bu noktada yakalayabilir miyim diye... Öyleyse başlayalım.

Karanlıkta denize girmek

Ölmeden önce yapılacaklar listemden bir madde daha sildim geçtiğimiz hafta yaptığım tatilde. Bizim tatil ekibi biraz kalabalık. 3 aile totalde 14-15 kişi falanız çoluk çocuk. Plan şöyle, sabah çıkılacak, mekana gidilecek, gidilince oradan ev tutulacak, eve eşyalar atılacak ve denize gidilecek. Evdeki hesap çarşıya uydu mu tabii ki uymadı. Biz çıktık evden, mekana gittik, tüm evler dolu olunca akşama kadar fıldır fıldır ev aradık. Çocuklar deniz deniz yan çizmeye başladı bu arada. Yan çizen çocuklardan birisi benim ki 31 yaşında bir ihtiyar bir çocuktur güzel ruhum. 

Bu ev bulamama durumu bize yaradı. 6-7 gibi bizi artık sahile attılar siz kalın burada biz ev bakalım diye, indik sahile giydik mayoları girdik denize. Bunlar evi buluncaya kadar tabii saat ilerledi hava karardı. Biz sudan çıktık mı tabii ki hayır! Napalım üşüyelim mi?! Neyse böylece karanlıkta denize girmek hayalim de tamamlanmış oldu. Aynı maddenin yağmurlu havada denize girme bendini de kovalamaya devam edeceğim. İnşallah ömrümün modern kölelik dönemini atlattıktan sonra o klişe hayal olan sahil kasabasında emekliliği yaşamak kısmet olur. Yazcılık kazanacak. 

Büyük Acılar

Çok sevdiğim biri "hayatında büyük ebeveynlerin dahil hiç ölüm acısı yaşamadığın için her acıyı büyütüyorsun" demişti bundan birkaç sene önce sevdiğim adamla bilmem kaçıncı uzaklaşmamızın ardından hissettiğim hüznü eleştirirken. O günden sonra hissettiğim birçok hüzünden utandım ben. Gerçek bir kayıp vermeden kayıplarıma üzülmek yanlış bir şeymiş gibi...

Sanat Toplum İçindir

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarına devlet tarafından eğitim verdikleri binayı tahliye emri verilmiş. Verilen emir bununla sınırlı mı peki? Tabii ki hayır. Binayı tahliye etmemeleri halinde elektrik ve sularının kesileceği bilgisi de üniversite yönetimine bildirilmiş. Bunu duyan Serap durur mu? Bir tabii ki hayır daha...

Yitirmeden Anlamaz İnsan

Hayatın bize tanıdığı daha kaç gün var, hatta kaç saat, kaç dakika bilmiyoruz. Bir süredir bu mevzuya takılıyorum ben. Korkusuzca, fütursuzca, rahatça yaşıyor olmanın gevşekliği ve umursamazlığı var birçoğumuzun üzerinde. Bu durumun bizi ne zaman pişman edeceğini bilmeden yaşıyoruz. 

Pause ⏸️

Vedalar kavuşamayacaklar içindir.
Ağlamıyorum zaten, GÖĞE BAKABİLİR MİYİZ LÜTFEN?!

"böylesi hepsinden güzel,
git, özlet kendini. yine gel.
döneceksin diye söz ver..."

2017'nin Enleri

Fikir her ne kadar Altın Kelebek ödüllerini izlerken çıkmış olsa da artık rutinlerden birisi yılın enlerini yazmak. En azından hala blog tutan benim için. Bu yazıyı yazmaya 10 Aralık'ta başlıyorum. Bakalım ne zaman bitirip yayınlayacağım. Aklıma geldikçe yazacağım çünkü. Neler çıkacak bana da sürpriz olacak. Hadi başlıyorum!

Senede bir gün,

Geçen sene bu zamanlardı. Ankara'dan ayrılacağım kesinleşmiş, ailecek ayrılık moduna girmiştik. Herkesle! Bugünlerde kalmalı gitmeli hareketli şarkılar bile duygulanmama sebep olmaya başladı. Nedir nedir diye düşünürken fark ettim ki, bir kere yaşadığın kocaman bir acı, tıpkı vücutta kırılan bir kemiğin her sene kırıldığı vakit sızlaması gibi kalbi sızlatıyor. O günkü kadar değil belki ama delip geçiyor. 
Twitter 280 karakter olmuşken bu afili cümleyi buraya değil oraya yazmak lazımdı belki de. Öte yandan biliyorum ki hissettiklerimin buralarda olması bana iyi geliyor. Acınla, tatlınla, özleminle, kavuşturmanla, nefis bir ömür bahşetmişsin bana. Biliyorum ki birinin özlemini çekerken hissettiğim acı da güzel. Çünkü sevebilecek kadar temiz bir yüreğe sahibim. Kavuştuğumda insanların gözünde gördüğüm ışık da güzel. Çünkü birilerine kendimi bu kadar sevdirebildimse şahane biriyim. Sezen'in de dediği gibi, "Hayat Sana Teşekkür Ederim".
ps: Başlık fotoğrafı da mütüş bir insan olan bana gelsin 😄