Veronika Ölmek İstiyor | Paulo Coelho

Son okuduğum Coelho kitabı
Şeytan ve Genç Kadın'da "yedinci gün" başlıklı bir üçlemesi olduğundan ve bu üçlemeyi oluşturan kitaplardan birinin de bu kitap olduğundan bahsediyordu. Hayır, birbirinin devamı şeklinde değil ama bu "yedi gün" içerisinde bütün olayın bağlanması açısından birbirini gören iki kitap oldu. Üçüncüyü de aldım ama hemen sıraya giremeyecek sanırım. Veronika Ölmek İstiyor'da karakterimiz hayatın tekdüzeliğinden bıkarak ölümün eşiğine gelen fakat kendisine bir haftalık ömrü olduğu söylenince yaşamın kıymetini anlayan ve tüm sınırlarını aşarak kendini kısıtlamadan yaşamaya başlayan bir kadın. İntiharından sonra yatırıldığı akıl hastanesinde geçen 7 günde deliliğin bir tür özgürleşme olduğundan bahsederken fark ettim ki hastayken bir de bu kitabın kasvetini bünyeye kastırmaya hiç gerek yokmuş. Hayattan vazgeçme eşiği beni hep şaşırtmıştır. Hem çok uzak ve imkansız hem de bir anda karar verecekmiş kadar yakın hissettiriyor bu eşik düşününce. Normalliği sorgulatan ve kafa karışıklıklarına gark eden bir kitap. Benim gibi hasta yatarken okumayın. Daha yüksek bir moddayken okuyup rafa kaldırmalık bir kitap olarak değerlendirilmeli kanımca. Bendeki baskısı gördüğünüz üzere Can Yayınlarından, 198 sayfa ve 130 TL.

Kızıl Serap | Burhan Cahit Morkaya

Öncelikle bu yazıyı okuyup bana hediye kitap alacaklara küçük bir not; beni avcunuzun içi kadar iyi bilmiyorsanız, kitaba da %100 güvenmiyorsanız bana kitap almayın. Hem bırakmaya kıyamıyorum hem de körlemesine okuduğum için bilinmezliğin stresi basıyor. Bu kitap da hediye geldi (sırf kapağında adım var diye), bitti ama beni de bitirdi. Dostum kitap demişsiniz ama bu bildiğin Brezilya pembe dizisiymiş. Aslında dönem süper. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş dönemi, İstanbul'da yalılarda köşklerde büyümüş Ayten isimli bir baş karakterimiz var. Ayten büyük heyecanlara kapılıp bir evlilik yapıyor fakat akabinde bu evlilik sona eriyor. Sonra birkaç birliktelik denemesi daha yaşasa da günün sonunda eli böğründe şeklinde tabir edebileceğimiz bir yalnızlığa mahkum ediliyor. Türk edebiyatında, bilhassa bu döneme dair yazılanlarda, kadınların görece daha hafifmeşrep erkeklerinse evli ama keyfine göre diğer kadınlarla da birliktelik yaşayarak geceyi aileleriyle tamamlıyor olması kadar beni kızdıran başka bir şey yok. Hele ki bunu aşk gibi bence insanın hayatında başına yalnızca bir kere gelebilen nadir bir duyguyu bahane ederek anlatmıyorlar mı, ifrit çıkarıyorum. Bu kitabı okumadınız mı, bence iyi etmişsiniz. Okumadan ölebileceğiniz kitaplar listesine girer zira kendileri. Kitabın bendeki baskısı Kırmızı Kedi Yayınlarından, 282 sayfa ve 60 TL.

Günlerden Galatasaray #8

Antalyaspor 0-2 Galatasaray (Davinson, Mauro)
Dün akşam Antalya deplasmanındaydı takım. Ama umutlar vaat eden, ışıklar saçan bir oyun ortaya koyamadı itiraf etmek gerekirse. Bazen olur öyle. İyi oynamadan da, yürüye yürüye maç alırsın. Bu sezonun bu tarz maçı olarak da Antalya deplasmanını yazarım, şimdilik, ilk 8 maç için. Başta dedim ya çok iyi değildik diye, aslında galip gelinen Manchester deplasmanından sonra Antalya deplasmanı zor geçecek diye öngörüyordum kendi adıma. Fakat önce Davinson'un kale önünde topu iteleyerek gole çevirmesi, sonra da Mauro'nun ofsayt diye iptal edilen ama VAR'dan dönen golüyle galip gelmeyi başardık çok şükür. Galip geldik diye hakem zorbalığını da es geçmeyeceğim. Maçı izleyenler anımsayacaktır. Nando'nun kale önünde bileğine basıldı rakip tarafından. Bu pozisyonda rakibe sarı kart gösterilmesi gerekir ve hatta kırmızıyı zorlayabilirken, Nando'ya itirazdan sarı kart verdi beyefendi. Yani muhtemelen kendisine faul yapıldı diye kart gören tek topçu olabilir Nando şu an. Şimdi önümüzde milli takım arası var, takım bir parça dinlensin istiyorum tüm kalbimle. Zira geride bıraktığımız 21 günlük periyotta bu takım 2 şampiyonlar ligi (Kopenhag, Manchester) ve 5 lig (Antalyaspor, Ankaragücü, İstanbulspor, Başakşehir ve Samsunspor) maçı yaptı. Bu maçların dördü deplasmandı ve berabere biten Kopenhag maçı hariç kemiksiz 6 galibiyet var. Nazar olmasın çiçek gibi gidiyoruz maşallah. Hedef 24, yürüyedurun!

Palyaço'nun Günlüğü | Cem Davran

Evet, bildiğimiz Cem Davran. Aynen aynen, oyuncu olan. Kafa Dergisini okumaya başladığımdan beri en sevdiğim makaleler ekseri Cem Davran elinden çıkıyor. Nostaljik, duygulu, sıcacık hikayelerden bahsediyor çünkü. Kitapta da Cem Davran'ın 60 yıla yaklaşan hayatında kıyıya köşeye yazdığı küçük hikayelerin, anekdotların, gerçek veya kurgu pasajların okumasını yapabiliyorsunuz. Bu hikayelerin aralarında da kitaba da adını veren Palyaço'nun Günlüğü bölümleri var. O bölümler birbirinden biraz savruk. Çünkü bir 20 yaşından bahsediyor, bir 45 yaşından, bir gerçek anlatılıyor, bir masal... Ama tüm yazıların içerisinde benim en çok, EN ÇOK, beğendiğim bölüm Yok Olmak isimli hikayeydi. Göç etmek durumunda kalmış bir kadının hikayesi. Galiba geçmişimde, çok geçmişimde ama, bilmediğim geçmişimde, bir yerlerde göç etmeye maruz bırakılmış bir büyük ebeveynim var. Çünkü göç etmek durumunda kalmış insanların hikayeleri beni çarpıyor. Kitapta en sevdiğim hikayenin bu olmasında da var bir hikmet. Cem Davran'ı entelektüel olarak da çok beğendiğim için kitabı alıp okumakta tereddüt etmedim. Pişman etmedi, keyifliydi. Günlük tutmakla ilgili söylediklerini kulağıma küpe ederek kitabı kitaplığıma kaldırdım. Kitabın bendeki baskısı İnkılap Yayınlarından, 284 sayfa ve 36 TL.

Günlerden Galatasaray #7

Galatasaray 2-1 Ankaragücü (Wilfred, Sacha)
Öncelikle doğum günün kutlu olsun canım Galatasaray. 118 yıldır iyi ki var oldun. Sonsuza kadar yaşa, var ol! 
Maçla ilgili kurmam gereken ilk cümle Ankaragücü'nün şahane kalecisi Bahadır'a övgü olmalı bence. Özellikle ilk yarıda gelen HER TOPU çıkardı ve yediği iki gol de yalnızca talihsizlikti. Galatasaray bazı kalecilere böyle kariyer maçı oynattırıyor ki bir ara bununla ilgili haber bile yapılmıştı. Üşenmedim, buldum. Çocuğa helal olsun. Gelelim benimkilere... Bir kere maçın ilk yarısında da ikinci yarıda da nefis oynadılar. Şu sırıttı diyeceğim tek bir oyuncu bile yok takımda, sonradan girenler dahil. Bir tek sanki Tete'de arada blokajlar oldu sanıyorum. Vuruşlarda, paslarda falan anlık gecikmeler oldu. Nazarlık diyelim. Bahadır kariyer maçını çıkarmasa daha ikinci yarıda 5 as oyuncu değiştirilir, Manchester maçına hazırlığa geçilirdi, o derece. Yalnızca ilk yarıda kaçan gollerden 5 dakika özet çıkar. İkinci yarının hemen başında yenilen golden sonra bile maçın döneceği çok belliydi. Hani şu maçta puan bırakma fikri eminim kimsenin aklına gelmemiştir. Wilfred'in biraz pasif kalmasına rağmen sürekli dürtmesi bu maçta meyvesini verdi diyebiliriz attığı gol ile. Kaleciyle karşı karşıya tertemiz bir vuruşla ateşlemeyi başardı. İkinci golde ise Sacha'nın rakibe çarptırarak attığı gol, zorla verildi falan ama çok barizdi gol olduğu. Direk içinden çıkarıldı top. Tereddüt olmaması lazım kimsede. 7. maçta 6. galibiyet. Darısı Manchester maçının başına. Hedef 24, yürüyedurun!