Kuş Uçuşu -Sezon 2- | 2023

Geçen sene bu zamanlar, Kuş Uçuşu'nun ilk sezonunu çarpılarak izlemiş ve buralara da düşürmüştüm, hatırlarsınız. İkinci sezon da 14'ünde yayına verildi ve 3 günün içinde temize havale ettim şahsen. Çok iyi dizi. Öyle bir şekilde bitti ki 3. sezonunu da seneye bu vakitler konuşuruz herhalde. Böyle Sherlock gibi tek sezon tek sene gidiyor bakalım keyifli şekilde. Oooo Sherlock ile kıyasladığıma göre epey sevmişim. Biraz daha devam etmek için burada böleyim.

Yolların Başlangıcı | Amin Maalouf

Amin Maalouf'un aile hikayesi. İki soy geriye giderek anlatıyor. Kitap babasının öldüğü noktadan başlıyor. Babasının anne ve babasından, onların anne ve babalarından bahsediyor. Aslında ağır aksak bir kitap ve okurken bana Marquez'in meşhur hikayesi Yüzyıllık Yalnızlık'ı anımsattı. Hem aile hikayesinden sebeple hem de isimleri ve karakterleri takip etmekte güçlük çektiriyor okurken. Ağır ağır akıyor. Geçmişe gidip günümüze, anlatıcının geçmişi araştırmalarının altında yatan güdülere göz kırpıyor. Onlarca yıl saklanan mektuplar, yazışmalar, parçalanan aileler, göç eden hem de öyle şehir değiştirmeli değil, ülke, kıta değiştirmeli, denizaşırı değişiklikler... Ülkesinin dışında yaşamayı hayal bile edemeyen benim gibi bir kadına epey uzak fikirlerdi okumaya başlamadan önce. Şu an biraz daha törpülendim belki de. Kitabın geçtiği dönem Osmanlı'nın son zamanlarından, 19. yüzyılın ortalarından başladığını ve ailenin yaşadığı Suriye-Lübnan-Irak üçgeninin Osmanlı'nın bir parçası olduğu, ama başka bir dinin mensubu olma kaynaklı azınlık durumuna düşmüş olmanın verdiği o içten içe isyanın bastırılma isteği çok canlıydı okurken. Son olarak yer yer Mustafa Kemal'e yapılan atıflar kitaptaki favorimdi. Anlatıcının halasının doğumuna yakın Mustafa Kemal, yeni bir ülke kurmasına duyduğu hayranlıktan dolayı, halaya Kemal adını vermek istiyorlar ama kız çocukları olunca Kamal'da karar kılıp vazgeçmiyorlar yine de. Hoş bir detaydı benim baktığım yerden. Okuması güç, aile hikayesi olarak görebilirseniz gider. Bende biraz ağır aktı, bırakmaya niyetlendiğim yerler oldu, günün sonunda ise okumak keyifliydi, her Maalouf kitabı gibi. Kitabın bendeki baskısı Yapı Kredi Yayınlarından, 426 sayfa ve indirimsiz fiyatı 135 TL.

Günlerden Galatasaray #15

Galatasaray 3-1 Adanademir Spor (Sacha, Kerem, Mauro)
Ama ne top tepmişiz yine be! İki tür futbol maçı vardır; bazılarını Pendik maçı gibi oynanmadan, bazı maçlar da Demir maçı gibi yaldır yaldır oynanarak kazanırsınız. Bu iki türün ortak özelliğiyse, Galatasaraylı futbolcuların gol kaçırma turnuvası düzenlemesi ve Tete'nin şampiyon olmasıdır. Şimdi şakayı bir kenara bırakırsak, Tete ekseri gol kaçırıyor zaten ama bu maçta ekstra bir sırıtması, savrukluğu da olmadı sanki. Ya da takım cidden iyiydi de bir şekilde tolore edildi de diyebiliriz. Takımın beyni sahada olunca, böyle güzel oyun kaçınılmaz oluyor. Kendisi eğleniyor, eğlendiriyor. Ben de sonuna kadar tadını çıkarıyorum 10'u izlemenin (ooo kelime şakası, alırım bir dal). Maçın kıymetli anlarından ilki Sacha'nın attığı goldü bence. Çünkü defansif anlamda gerçekten memleketin en iyi sağ beki olmasının yanı sıra gol katkısı da vererek belki de bize yar olmayacağının sinyallerini çakıyor arada. Kerem'in golü yine hem kıymetliydi, hem şıktı, ben gol oldu mu olmadı mı birkaç saniye bloke oldum mesela. Uzatmalarda gelen Mauro'nun penaltısını da kenardan hiç trip atmadan bekleyerek gelen ve illa ki skor katkısı veren Cedric'e borçluyuz. Teşekkürler superman! Hafta içi Kopenhag maçı var ya, biliyorum her maç final kafasıyla çıkmak bir noktadan sonra sürmenaj olmamıza sebep olabilir. Ama bunu da kazanarak atlatalım, söz daha rahat çıkacağız maçlara. Ha işler istediğimiz gibi gitmedi mi, harcadığımız emeğe, oynadığımız güzel oyuna üzülürüm, fakat asla kızmam. Çünkü hakkını verdiğimizi düşünüyorum. Ligde şu an lideriz, akşama ne olur bilemedim şu an. Hedef 24, yürüyedurun!

Günlerden Galatasaray #14

Pendikspor 0-2 Galatasaray (Cedric, Hakim)
Ama nasıl kazandık yürüye yürüye LOL. Şimdi gülüyorum ama golü atana kadar içim şişti. Saçma sapan, çabasız, rotasyonlu oynayıp çıktı takım sahadan. Tamam bir şekilde gol bulundu fakat bulunmaması da sürpriz olmazdı maalesef. Bir yanım böyle düşünüyor. Ama diğer yanım şu maçtan bile iki gollü galibiyet çıkıyorsa demek ki bir yerlerde doğru bir şeyler yapılıyor diye düşündürdü bana. Cedric'in girdikten sonra golü bulması, Hakim'in tüm maç deneyip Manchester maçındaki gibi nefis bir füze golü atması keyifliydi benim açımdan. Bu maça dair konuşacak pek bir şey olmadığı için burada kesebiliriz sanıyorum. Hedef 24, yürüyedurun!

Sen Olsaydın Yapmazdın, Biliyorum | Kürşat Başar

Havalar inceden soğumaya başlayınca benim bünyede bir romantiklik basması hasıl olur. Normal insanlar gibi bahar aylarında değil, kış girişinde, evet. İşte Kürşat Başar okumaya tam da o noktada karar verdim. "Bu kitap ne anlatıyor yahu" şeklinde kitaba girmeye çalıştıktan sonra, sanırım 50. sayfa civarında, sen kitap bi civcivlen! Nefessiz şekilde bitirdim. Selin isimli bir kızımız var. Anne babası ayrılmış, çocukluğunun ve ilk gençliğinin yazlarını Adalar'da geçirmiş biri. Kuzeni Elfe ve en yakın arkadaşı Nevit ile başlıyor gençliğin ilk gerginlikleri. Hem birbirine destek olan hem de birbirlerini epey yaralayan bir hikaye geçiyor bu üçgenin arasında. İki kadınla bir adamın olduğu yerdeki kaçınılmaz son, gizli aşk, kırılan bir kalp, kaybedilen bir bebek, uzaklaşmalar, kopuşlar... Aslında öylesine sıradan ve gündelik hayatta karşımıza çıkabilecek bir hikaye ki... Gerçekliğinden ve bu kadar yalın şekilde anlatılıyor olmasından etkileniyorsunuz kitabı okurken. Doğan Hızlan'ın arka kapaktaki yorumunda dediği gibi; "edebiyat, olağanı olağanüstüye dönüştürür." Kürşat Başar'ın bazı ofsayt yazdıkları var, buraya sıklıkla da yazıyorum. Fakat şu bir gerçek ki bir kadın penceresinden anlatılan hikayeyi de onun kadar iyi anlatabilecek erkek yazar nadirdir. Kitabın bendeki baskısı Everest Yayınlarından, 115 sayfa ve indirimsiz fiyatı 58,50 TL.