Ekşın! Baş Belası

Konya'ya döndüğümden beri tiyatroya gidememiştim. Tek tiyatronun olması, oyunların haftalarca programda kalıp değişmemesi bunun en büyük sebebiydi. Hafta sonu Ankara'da olacaktım, Galatasaray Konyaspor maçına bilet de bulamayınca ne yapsak diye düşünürken Altındağ Tiyatrosunda gösterimde olan Baş Belası isimli oyunu gördük. 2. sıradan bilet bulunca da affetmedik elbette. Kemik kadro olarak (abim, eşi ve ben) Sam Bobrick tarafından yazılan oyuna gittik cumartesi günü. Tiyatronun canlılığının ortaya çıkardığı büyülü havanın içinde kaybolmaktan o kadar keyif alıyorum ki... Oyunda Ethan isimli kişilik bozukluğu yaşayan birini tedavi etmeye çalışan Wells ve Gates isimli karı koca iki terapistin muayenehanesinde geçen terapiyi anlatıyor. Ethan karakterini oynayan sevgili Koray Alper'in nefis köpürtmesiyle keyifli bi 1 saat 35 dakika geçirdik. Dilerim çok daha güzellerini de en kısa sürede, halen vaktimiz varken, görmediğimiz oyun kalmaz dilerim. Emeği geçen herkesi kutlarım. 

Günlerden Galatasaray #8

Milli maç arasından evvel bu maç için "o gün statta olacağım" demiştim. Bilet denk getirme işini 10 dakikayla kaçırmış olmanın derin kederi içinde iş için Ankara'ya gittim. 30 senelik hayatımda ilk kez Galatasaray benim yaşadığım şehre geliyor ve aynı saatlerde ben şehirden ayrılıyordum. Kısmet. En azından maçı statta izlemek istediğim kişilerle izledim. Bir ipad ekranından, digiplay hesabından, salonda yere yayılarak. Gomis'in golleri, Selçuk'un performansı, Garry'nin oyundan alınması hep hafızada yer edecek elbette ama biri bana Fegu'nun malum şutunun nasıl gol olmadığını açıklasın lütfen ya! Sevgili Serkan, sen iyi bir kalecisin ve milli takıma kadar yükseldin kardeşim. Ama şu şutu sırf emeğe saygı için yeseydin de gol olsaydı nolurdu ha NOLURDU! Şaka bir yana, seyircisiz maçta Selçuk'u oyuna alarak "yuhlamadan önce bir izleyin" diyerek hepimize numara 8'in geriye dönüş sinyalleri verdiğini anlatan Igor Tudor, Galatasaray'ı sana emanet edenlere şükürler olsun. Ne mutlu Galatasaray'a geldiğin güne! Yürüyedurun aslanlarım! 
PS: (Geleceğe not) Konyaspor 0-2 GALATASARAY (Gomis X 2)

Pembe ve Yusuf | Canan Tan

Boğazıma bi yumru geldi oturdu kitap bittikten sonra. Ülkemizde gerçekten 14-15 (bazen daha da küçük) kız çocukları sırf para sebebiyle evlendiriliyorlar. Kız kardeşleri abilerine, erkek kardeşlerine öldürtüyorlar. Bunlar uzakta değil şu an oturduğumuz şehrin birkaç yüz kilometre çapında yaşanıyor. Acı, çok acı. Bunlar da kitap haline getiriliyor ve biz de okuyoruz. Masal gibi. Rüya gibi. Hiç olmamış gibi. Dilerim eğitim daha da ilerler, daha da gelişir. İnsanlar daha da bilinçlenir biz de bu hikayeleri Alice'in Harikalar Diyarından gelmiş gibi okuruz bunları. Keder'in adı gibi kederli hayatı görmesek de bilmesek de yaşandığından şüphe duyulmayacak türden. Tüm kitap Keder'in hayatı üzerinden ilerliyor ki Pembe ve Yusuf onun çocukları. Yürek burkan bir hikaye. Bir solukta da bitiyor kısa bölümleri sayesinde. Doğan Kitap'tan yayınlanan eser 295 sayfa ve 18 TL. 

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği | Milan Kundera

Kitapta Beethoven'ın "Es muss sein" söz öbeğini sıkça okudum. Bu cümle dilimize olmazsa olmaz şeklinde dönüştürülmüş Can Yayınları tarafından. Dolayısıyla diyor ki eğer kendinizle ilgili "es muss sein" diyebileceğiniz şeylerden kurtulabiliyorsanız, varolmanın dayanılmaz hafifliğine kavuşabilirsiniz. Kitapta iki ana, birkaç tane de yan karakter var. Onların hayatlarının içindeki muss seinleri takip ediyoruz ve onlardan birer birer kurtuluşlarını... İki ana karakterden Tomas, kendi tabiriyle, ırmağa bırakılmış bir saz sepette gelen kadın Tereza'yı çok seviyor fakat tek eşlilikten uzak bir arkadaşımız. Tereza da bunun farkında, kabullenmiyor ama yapmasını da engelleyemiyor. Kitabın müstehcen olarak tabir edebileceğimiz kısımları da genelde Tomas'ın aldattığı sahnelerden oluşmakta. Filtresiz bir kitap olmuş. Kitapta yer yer politik sistemler eleştiriliyor. Dönemsel olarak yaşanan kıyımların karşısında bir tavır sergiliyor. Filmi de varmış, izlemedim. Bazı kitaplar ah filmi de çekilse de izlesek dedirtir, bu kitap bence onlardan değil. Kitabın bendeki baskısı Can Yayınlarından, 336 sayfa ve 25 TL.

Günlerden Galatasaray #7

Takım sürekli birbirine ikram etti gol pozisyonunu. Garry Gomis'e, Belhanda Gomis'e, Fegu Garry'e, aşçı bahçıvana, bahçıvan uşağa... Şaka bi yana, Allahtan maç döndü de bunları gülerek yazabiliyorum. Maç dönmese, gerçekten heba olan 2 puanı konuşuyor olacaktık şu an. Son iki haftadır direkten dönüyoruz, güzel dönüyoruz, bunlar şampiyonluk habercisi diyoruz fakat her maçta bu kadar şanslı olur muyuz? İnşallah oluruz. Ama bunlara gerek kalmasın dilerim. Dün akşam kazanmamızın tek sebebi kenetlenmemizdi. Futbolcular takım olmuş. Stat da dolu olduğundan bi nevi "mecburen" kazandık. Maçın gollerinin bir tanesi Fegu'dan iki tanesi ise Maicon'dan geldi. Maicon adaptasyon sürecinde benim kem gözlerime maruz kalsa da adaptasyonu atlatınca defansın mafyası oldu. Böyle devam etsin. Sıradaki maç Konya'da, bi saçmalık olmazsa stattayım inşallah. O maçı da ben aldırırım yani 😋YÜRÜYEDURUN ASLANLARIM, pozisyon kaçırmayın çok rica edicem.

Olağanüstü Bir Gece | Stefan Zweig

Bir gün geçmesin ki yeni bir Zweig kitabı okumayayım. Kitabı konuşmadan evvel değinmek istediğim kapağı. "Olağanüstü Bir Gece" kapağında, adına yaraşır şekilde Vincent Van Gogh'un bence en güzel eseri olan Starry Night tablosu kullanılmış. Fikir kiminse, aklına sağlık 😍 Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabının ardından bu kitapta da kötülüklerin anası olarak kumar gösteriliyor. O kitapta rulet masası vardı bu kitapta at yarışı var. Kendisini burjuva olarak tanımlayan adam yaşadığı tatminsizlik hissini, duygularının ölümünü, duygularından arındığını düşünüyor. Fakat at yarışından haksızca kazandığı bir miktar para tabiri caizse cebini sokmaya başlıyor ve bu parayı hoyratça sağa sola saçmaya başlıyor. Paraları dağıttıkça içinde duyguların bir bir uyandığını, -en kötülerinin bile- açığa çıktığını anlatıyor. Bendeki baskısı İşbankası Yayınlarından çıkma.80 sayfa ve 8 TL. Bu blogda artık Zweig övmek istemiyorum ama (Uğurkan Erez ses tonuyla) ÇOK İYİ KARDEŞİM! Okuyun.

Kırmızı Bisiklet | Can Dündar

Ailesine herkes düşkündür eminim. Ben de herkes kadar düşkünüm ve bu kitaptan inanılmaz etkilendim. Babalar-çocukları-babasız kalan çocuklar-çocuksuz kalan babalar... Kitapta hepsinden kısa kısa hikayeler vardı. Baba olmadığım (biyolojik olarak mümkün değil, kesin bilgi) ve kitabı çoğunlukla serviste okuduğum halde göz yaşları içindeydim. Allah herkese sıralı ölüm versin. Benim çocuğum olmamasına rağmen söylüyorum bunu. Hiçbir baba evladını toprağa vermesin inşallah. Kitabın genelinde bu hava hakim. Can Dündar kendi çocukluğundan babasını toprağa verdiği güne kadar babalık ve evlatlıkla ilgili yazdığı yazıları derlemiş. Ne güzel yapmış! Kitabın bendeki baskısı Can Yayınlarından tabii ki. Nefis bir kapağı var. 240 sayfa ve 21 TL. Çocuğunuz olsun olmasın, siz de birinin çocuğusunuz ve bu kitabı okumalısınız. 

Günlerden Galatasaray #6

Dün akşam epey sıkıntılı geçti benim için. Bilhassa ilk yarı. Maçın döneceğinden bile şüpheliydim. Ama bunu asla "gitti maç, puan kaybettik, öldük, bittik" şeklinde yapmadım. Yapanlara da hiçbir zaman anlam veremedim. Yahu bu takım senin sevdan, nasıl başarısız olacak, öleceğiz, biteceğiz diyebilirsin? Ben demedim hiç, diyemem de. İçime sinmez. İnşallah hiç de yapmam. Neyse, dün akşam çok şanssızdık bence. Çok top dönüp Bursa'da kaldı, çok top kaleden döndü, çok top talihsiz şekilde kaleye doğru gitmedi. Kısmet. Igor'un değiştirdiği oyunculara çok şaşırdım bu arada. Gerçekten hiç beklenmedik ve büyük riskli hareketlerdi, kabul. Ama bazen maçları değiştiren hamleler gerekiyor. Igor'un hamlesi böyle bir hamleydi. Tutmasaydı ne olurdu hiç düşünemiyorum ama cidden tuttu 😄 Dilerim bir daha böyle hamleler yapmaya gerek kalmaz. Yapılacaksa da bu adama güvenilmesi gerekiyor, dün akşam gördük. Bursa'yı Fegu ve Tolga'nın 2 golüyle 2-1 yenerek zirvede yalnız kaldık. Şükür. Yürüyedurun aslanlarım! 

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat | Stefan Zweig

Zweig'in daha birçok kitabını okumak istiyorum. Çünkü bir erkeğin, bir kadını bu kadar başarılı bu kadar net yazabilmesi beni çok şaşırtıyor. Şaşırdıkça hayran kalıyorum. Kitaplar öyle konsantre ki tek seferde okuyup bitiriyorsunuz. Kitapta bir kadının yıllar önce tüm hayatından nasıl tek bir an uğruna vazgeçebileceğini anlatıyor. Hayır, bu kadınların dengesiz ve güvenilmez olduğunu kanıtlamaz. Tutkularıyla yaşayan kadınlar olduğunu kanıtlar ve itiraf etmeliyim ki böyle kadınlar beni etkiliyor. Umarım ben de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu kadar tutkulu olurum. İnsanın bağımlılıklarını düşününce ne kadar aciz bir varlık olduğunu da anlatıyor elbette alt metin olarak. Özetle yine insan psikolojisi ve fıtratının dibine vurmuş Stefan. Bu tarzdan hoşlanıyorsanız da hoşlanmıyorsanız da deneyin. Hoşlanıyorsanız eminim seveceksiniz. Hoşlanmıyorsanız ise Stefan'a hayran kalmak için bile okuyabilirsiniz. Kitabın bendeki baskısı İşbankası Yayınlarından. 80 sayfalık kitabın satış fiyatı sadece 8 TL. 

Günlerden Galatasaray #5

5 maçta 4. galibiyet. Hala namağlup durumdayız. Her şey yolunda. Maçta golü biraz geç buldu takım. Geç kaldıkça asılıyor, asla pes etmiyor, paniklemiyor. Sanırım bu senenin en kritik değişikliği bu oldu. Takımın tamamı değişmesine rağmen her gelen bir şekilde adapte oluyor, takımın parçası gibi davranıyor ve asla sırıtmıyor. Hatta şöyle söyleyeyim, eski oyuncular yeni takıma girdiğinde daha çok sırıtıyor. Bu maçta da gelen baskılı 2 Bafi golüyle galip geldik. İlk golde Bafi'nin iki rakibi birden oyundan düşürmesi, ikinci golde de Serdar'ın yaptığı asist iştahın görseli gibiydi. Çok daha güzel olacak, çok daha hırslı oynayacak, hala güçlenmesi gerekiyor takımın. Bu takım şampiyon olacak biz de bunu canlı canlı izleyeceğiz. Yürüyedurun aslanlarım!

Son söz, biz bir aileyiz kenetlendikçe daha da büyüyen! 

İhanet Noktası | Dan Brown

Dan Brown'ın Langdon'sız ilk kitabıydı okuduğum. Ama Langdon olmadan da gerilimin geçtiğini ve nefes kestiğini söylemem gerekiyor. Zaten Langdon kitaplarından da önce yazarın daha 2. kitabıymış. Bu bilgi neden benim aklımda mevcut? Çünkü google'a teşekkürler. Kitabın içinde bazı yerlerde yoğun teknik tabir kullanıldığından ve jeoloji, astronomi, oşinografi ile pek de alakam olmadığından ışık tutulmuş tavşan gibi baktığım doğrudur. Ama kitap ilerledikçe yükselen gerilim yüzünden artık heyecandan kelime atlayarak okuduğum satırlar oldu ki bu gerçekten gerildiğimin göstergesidir. Rachel'ın kaldığı ikilemler bir yana politikanın insanların gözlerini hırstan nasıl kör ettiğini çok başarılı yansıtıyordu. Filmi yapılsa, sinemaya çeker. Kitap fuarından bu yılın başında almıştım kitabı, üstüne başka kitaplar aldım, araya giren kitaplar falan derken beklemek zorunda kaldı epey. Geç oldu güç olmadı. Bir nefeste aktı gitti. Gerilim tarzı kitap seviyorsanız kaçırmayın derim. Bendeki baskısı Altın Kitaplarından, cep boyu 528 sayfa ve 12 TL. 

Günlerden Galatasaray #4

Bunun olacağını biliyorduk. Kimse 34 maçtan 102 puan beklemiyor. Ama ben bu kadar erken ve bu kadar pasif bir oyunla olacağını düşünmüyordum. Hele ki atılan tek gole sığınılıp bu kadar geride oynanmasını hiç. Son ana kadar şansı vardı takımın maçı kazanmak için ama o son şansı hatta son iki şansı da değerlendiremeyince maçın hakkı olan puan kaybı geldi maalesef. Antalya'nın zemini de tüy dikti yani bizim geride oynadığımız oyuna. Bir de bahane edilmesin deniyor. Allahın aşkına o zemin nasıl bahane edilmez yahu adam asist yapacağı yerde kaydı düştü. Milli takım arasının bize iyi gelmemesi de şampiyonluk alameti aslında iyi yönden bakarsak. Neyse, seriyi Antalya'da bırakmak varmış, nasip. Maçın tek golü Gomis'ten geldi 1-1 berabere kaldık. Haftaya Kasımpaşa'yı yenip yola devam etmek lazım. Bu maçtan çıkarılacak ders ise oyunu geride kabul etmenin asla Galatasaray'ca olmadığıdır benim nazarımda. Yürüyedurun aslanlarım! 

Kırmızı Saçlı Kadın | Orhan Pamuk

Kitaba başladıktan sonra epey sıkıldım itiraf etmeliyim. Fakat kitap 15-20 bölümler arası yükselmeye başladı ve işten dönerken neredeyse servisten inemememe neden oluyordu. Geçmiş hikayelerden ve efsanelerden etkilenerek ilerliyor kitap ve bunun üzerinde o kadar duruluyor ki beklenen son oluyor. Babayla oğul arasındaki çatışmayı felsefi bir dille betimlemeye çalışıyor. Hem de bunu doğu/batı edebiyatından örneklerle yapıyor. Fakat fazla zorluyor sanki. Spoiler vermemek adına bu noktada duruyorum. Bir de babalar, oğullar, arkadaşlar falan iyi de kitaba adını da veren ve ana karakter olması gereken Gülcihan'a ilişkin karakter tahlili neden bu kadar yüzeysel yapılmış merak ettim. Okudum, şikayet etmem, keyif de aldım. Ama daha iyi olur muydu, kesinlikle olurdu ve olmalıydı da. Kitapla ilgili en tatlı nüans ise kapak fotoğrafının hikayesinin kitabın içinde geçiyor oluşuydu. İnsanların fikirlerine rağbet etmek yerine okuyun ve kendi fikrinizi edinin. Kitap Yapı Kredi Yayınlarından çıkma 204 sayfa ve 12 TL.

Kardeşimin Hikayesi | Zülfü Livaneli

Bunu okuyan çocuk kör oldu. Son 100-150 sayfayı neredeyse gözümü kırpmayarak okudum. Tahmin ettiğim, kestirdiğim noktalar olmadı mı oldu. Katilin kim olduğundan ziyade Ahmet/Mehmet ilişkisini anlamış gibi olmakla birlikte bağlandığı nokta sürpriz oldu. Fakat kitabın bu kadar yükselmesi, itiraf etmem gerekirse, beklentimin epey üstündeydi. Sürükleyici bir kitap olmasını sonundaki bilmece ile süsleyip cevabı bulunca ağzım açık kaldı kelimenin tam manasıyla. Spoiler vermeden kitapta bana en çok geçen duygunun bağlılık olduğunu ve karakterlerin TAMAMININ bağlılıklarının korkutucu derecede kör kütük oluşu beni müthiş endişelendirdi. Acaba sevdiğim insanlara karşı ben de bu kadar kör bağımlı mıyım sorusunu kendime yöneltmeme sebep olan kitabın hemen üstüne bir Livaneli kitabı daha okuma isteği var içimde şimdi. Ama elimde kalmadığı için ve bir süre kitap alışverişi yapmama detoksuna girdiğim için araya başka kitaplar girmek durumunda. Özetle, okuyun. Bir de dileğim var. Bu kitap film olmaz inşallah. Olmasın nolur. Doğan Kitaptan çıkan eser 330 sayfa ve satış fiyatı 23 TL.

Günlerden Galatasaray #3

Bu maça herkes inanılmaz odaklanmıştı. Böyle her şey iyi giderken birden kötüye saracakmış gibi bir his oluşuyor bende. Çok gülme başına kötü bir şey gelir muhabbeti gibi. Hatta ilk iki haftaya nazaran biraz az tempolu başlayınca maça eyvah dedim. Ama çok şükür taraftarın yarattığı kalabalıkla da bu maçı da kayıpsız geçtik. Hem de gol yemeden! Meğer Igor'un niyeti 60. dakikada nefesi kesilen takımı 90 dakika diri tutmakmış. Kendisine tüm kalbimle güvendiğimi bir kez de buradan döküleyim hemen. Tolga'nın 2 gol atması, Selçuk'un penaltıyı Gomis'e bırakması ve Bafi'nin de bunu gole çevirmesiyle 3-0 kazandık maçı. Bayram haftası milli maç arası olduğundan haftaya maç yok. Ertesi hafta Antalya deplasmanındayız. An itibariyle üçte üç oldu, lideriz. Bozulmasın inşallah. Yürüyedurun aslanlarım! 

Kendine Ait Bir Oda | Virginia Woolf

Kitabın arka kapağında "edebiyat dünyasının feminist bir makalesi" olarak adlandırıldığı yazıyor. Bir kadının neden Shakespeare olamadığı sorusuna cevaben yazılmış bir deneme Woolf'un yaptığı. Aslında yapabileceği yönünde cevap veriyor elbette. 10 çocuk yapmayın 2 çocuk yapın, kendinize boş zaman yaratın ve erkekler ne düşünür demeden yazın. Çünkü siz de onlar kadar düşünebiliyorsunuz diyor. Geçmişte bunu denemiş kadın yazarlardan alıntılar yapıyor. Kadınlar ne yapabilir ki sorusuna da afili bir cevabı var: "istatistiklere göre, şu anda var olan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanı biz doğurduk ve belki altı yada yedi yaşına kadar onlara baktık ve onları yıkadık ve eğittik ve bu, bazılarımız yardım gördüyse de tüm bunlar, zaman alıyor." Feminist olduğumu iddia etmiyorum ama bu ve bunun gibi "kadın başarısı" içeren cümleleri okuyunca, gözümden kalpler çıkmasına da engel olamıyorum. Ve bunu 1929'da yazmış bu kadın! Tam 90 yıl önce! Kitabın bendeki nüshası fotoğrafta gördüğünüz İndigo Yayınevinden çıkmış imla ve çevirisi başarılı, 160 sayfa ve 10 TL. 

Ölmeden Önce Yapılacaklar vol.7

Serinin 7. bölümündeki arzum, Galatasaray'ın sezon başlangıcı ve şampiyonluk kutlamalarına katılmak! Geçtiğimiz hafta Kayseri maçını izlerken fark ettim bunu ne kadar istediğimi. İyisiyle kötüsüyle bir sezonu geride bıraktık, yeni sezona başlayabileceğimiz en kötü şekilde başladık (Avrupa'dan elenerek) ve gerçekten travmatik günlerdi. Fakat hiçbir şey olmamış gibi, hiç kötü değilmişiz gibi, hiç başarısızlık yaşamamış gibi 4 gol atıp çatır çatır oynayarak maçı kazandık. Hem de ASY'de! Orada olabilmek isterdim. Çünkü özlemle karışık o coşku beni bir süredir canlı tutan tek şey. 

Şampiyonluk kutlamaları ise harika geçen sezonun ardından yaşamak isteyeceğim türden bir coşku. Fotoğraf her şeyi anlatıyor. Fazlasını söylemeye ihtiyaç yok sanırım. Bu seneki sezon başlangıcını kaçırmış olabilirim, önümüzde bir şampiyonluk kutlaması var ve orada olacağım!

Günlerden Galatasaray #2

İlk maçın gazından sonra tüm arzum bu maçta statta olmaktı. Ama tüm hafta maç bileti çıkmasını beklerken elime geçen tek şey "seçtiğiniz blokta koltuk kalmamıştır" uyarısı oldu. Ben nasıl tüm hafta F5 yaptıysam, insanların da biletlerini bu şekilde almasını isterdim. 5 ve 13 yaşındaki iki yeğenimi bu maça götürememek beni daha çok üzdü. 
Maçın genelinde ilk haftadaki gibi Galatasaray hakimdi. Son 15-20 dakikadaki kondisyon düşmesini saymazsak nefis performans çıktı ortaya. Selçuk sonradan girmesine rağmen o bile sırıtmadı. Tertemiz paslar izledik bugün yine. Takım tempoyu yükseltmek istediğinde tık tık tık paslaşmaya başlıyor. Fatih Terim başımızın tacı ama Igor Başkanın bu işi kıvırdığını artık kabul etmemiz gerekiyor. Maçın gollerinin biri Maicon'a, biri Gomis'e, biri de Tolga'ya ait. Yürüyedurun aslanlarım!

Günlerden Galatasaray #1

Bismillahirrahmanhirrahim!
Bu maç için söylenecek hiçbir şey yok.
Veni, vidi, vici. Şükürler olsun.
SEN ŞAMPİYON OLACAKSIN, SENİ SEVMEYEN ÖLSÜN!

Nutuk | Mustafa Kemal Atatürk

Tarih 15 - 20 Ekim 1927, bundan tamı tamına 90 sene öncesi. Yer Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı. Mustafa Kemal, dönemin Cumhurbaşkanı, yeni ülkenin kurucusu. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışından, yeni ülkenin, yeni Türkiye'nin kuruluşu ve Cumhuriyet temelleri üzerine inşa edilmesinin perde arkasını anlatıyor. Kitap 21 bölümden oluşuyor. Birinci Dünya Savaşından Kurtuluş Savaşına, meclisin açılmasından ilk anayasaya, Cumhuriyetin ilanına kadar her şeyi birinci adamdan, iyisiyle, kötüsüyle, yer yer telgraf metinleri yer yer haritalarla anlatıyor. Nutuk, birçoğumuzun ezberden bildiği ve "Ey Türk Gençliği, birinci vazifen Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir" ile başlayıp "muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" ile sona eren hitabesiyle kapanıyor. 

30 yaşındayım. Nutuk'u okuma olgunluğuna henüz erişebildiğimi düşünüyorum. Liseye giderken yada daha erken neden okumadığımın yanıtı da bu sanırım. Okumuş olsam, tarih olarak okuyacaktım. Bir ders gibi, ezber eder gibi, sınav olacak gibi... Gel gelelim şimdi tüylerim diken diken okudum. Ne engeller çıkmış ne acılar çekmiş, iç/dış nelerle muhatap olmak durumunda kalmış. Tuhaftır, aradan 90 sene geçmesine rağmen ülke hala benzer sorunlarla boğuşuyor. Dileyelim ki yeni Mustafa Kemaller yeni nutuklar yazmak zorunda kalmasın. Dileyelim ki Mehmet Akif'in tabiriyle bu cennet vatan uğruna kimse şehadet şerbetini içmesin. Huzur içinde yaşayalım dilerim. Kitabın bendeki nüshası Alfa Yayınlarından çıkma, 640 sayfa, 8,95 TL'den satışta. Gerekli olgunluktaysanız okuyun. Birinci adamdan dinleyin bir de bize yıllardır öğretilenleri. Ve asla unutmayın: "YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!"
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...